ANASAYFA MAKALELER SOHBET ADABI VE KARDEŞLİK HUKUKU
SOHBET ADABI VE KARDEŞLİK HUKUKU

SOHBET ADABI VE KARDEŞLİK HUKUKU

2.28K
0

M. Ali KAYA

Giriş:

Yüce Allah “Ey iman edenler! Allah’ın ve Resulünün önüne geçmeyin! Allah’a karşı takvâ sahibi olun. Şüphesiz Allah Semîdir, her şeyi işitir ve Alîmdir, her şeyi hakkıyla bilir.” (Hucurat Suresi, 49:1.)

Sahabeler Allah’ın bir ayetini ve peygamberimizin (asm) bir hadisini duydukları zaman “Semi’nâ ve ata’nâ!” yani “İşittik ve itaat ettik” derler, Allah’a ve Resulüne bağlılıklarını ifade ederlerdi.

Allah’ın insana ihsan ettiği nimetlerin en büyüğü vücut ve hayat nimetidir. Ondan sonra ise “iman” nimeti gelir. Zira bütün hayırlar hayat ve iman ile kazanılır. İmandan sonra en büyük nimet ise “Ahir zaman peygamberi” olan Hz. Muhammed’e (as) ümmet olmaktır.

Allah rızasını kazanmanın ve Allah’a hakiki kul olmanın yolu “Allah’a itaat” etmekten geçer. Allah’a itaat ise “Farzları yapmak, haramlardan uzak durmak ve Resulullah’ın sünnetine uymaktan” geçer. Yüce Allah “Allah’ı seviyorsanız Allah’ın habibi olan Resulullah’a uyun ki Allah da sizi sevsin!” (Âl-i İmran Suresi, 3: 31.) buyurmaktadır.

İmanın en önemli tezhürü merhamettir ve merhametin ölçüsü ise insana hizmettir. İnsana hizmet içinde en önemlisi hayat-ı faniyeyi hayat-ı bakıyeye çevirecek hizmetlerde bulunmaktır. Bunun yolu da imanî sohbetlere devam etmektir. Zira “Sohbette insibağ vardır.” Sahabeler Peygamberimizin (asm) sohbetinde bulunarak “iman boyası” ile boyanmışlardır.

Varlıklar içinde eğitilebilen ve eğitime en çok ihtiyacı olan insandır. Eğitimin en etkim yönetmi ise “sohbet” şeklindedir. Ders verme usûlü özellikle iman ve ahlak eğitimi için çok iyi bir yöntem değildir.

Zira şair ne güzel söylemiştir:

“Bir gün ne vücut mülkü, ne dâr, ne diyâr kalır;

Kalırsa gönüllerde, ol sohbet-i yâr kalır.”

 

BİRİNCİ BÖLÜM

PEYGAMBERİMİZİN SOHBETLERİ

 

  1. Sohbetin Önemi

Peygamberimiz (asm) “Her çocuk fıtrat-ı İslâm üzere doğar; sonradan anne-babası onu Yahudi ve Hıristiyan yapar. Nasıl ki her hayvan tüm azaları sağlam doğar, insanlar sonradan onun kulağını keserler. Hiç kulağı kesik doğan yavru var mıdır?” buyurdular. (Buhari, Cenâiz, 80; Müslim, Kader, 22, 23.)

Gazali, “İnsan bal mumu gibidir, terbiye ile ona şekil verilir” der. Özellikle manevi eğitimde insan kalbine ve ruhuna etki eden “sohbet” metodudur. Peygamberimiz (asm) da sahabelerini “sohbetle” yetiştirmiştir. Çünkü yüce Allah Peygamberimize (asm) “Öğüt ver! Öğüt ve hatırlatma müminlere fayda verir. Ben insanları ve cinleri Bana iman ve ibadet etsinler diye yarattım.” (Zâriyat, 51: 55-56.)

Sohbet peygamberimizin (asm) devamlı yaptığı bir eğitim metodudur ve bu nedenle “Sünnet-i Müekkede”dir. Nitekim bir hadis-i şerifte “Bir kavim Allah’ın evlerinden bir evde toplanır, Allah’ın kitabını okur ve üzerinde müzakere ederlerse üzerlerine sekinet iner, Allah’ın rahmeti onları kaplar ve melekler o evin çevresini kuşatırlar. Allah Taalâ da onları kendi katında bulunanlarla zikreder.” (Müslim, Zikir, 38; Ebu Davud, Vitr, 4; Tirmizi, Kıraat, 10.) buyrulmuştur.

İlk müceddit Ömer b. Abdülaziz (ra) şöyle demiştir: “Alimlerin sohbetinde bulunmak, sâlihlerin güzel hallerinden istifade etmek ve ahlaklarını örnek almaya çalışmak tüm dünyaya sahip olmaktan çok daha önemlidir. Gerçek alimlerle sohbet etmek ve sohbetlerine katılmakla akıllar nurlanır, imanlar artar, kalpler huzura erer ve insanın ahlakı ve edebi düzelir.”

İslam bilginleri kalplerinde katılık ve akıllarında karışıklık olanların gerçek alimlerin meclislerine katılmaları ile kalp katılıklarının giderileceği ve akıllarının düzeleceği, ilimlerinin ve ahlakî meziyetlerinin artacağını söylemişler, “Dünyada rahat yoktur. Ancak insan Kur’an okumak, dostları ile sohbet etmek ve imanını artıracak konularda tefekkür etmekle rahata ve huzura erer” demişlerdir.

 

  1. Sohbette Neler Konuşulmalı

Sohbette neler konuşulması gerektiğini yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde bize öğretmiştir. Özellikle ahir zamanda nasıl davranmamız gerektiğini “Asr Suresinde” şöyle haber verir.

“Asra yemin olsun ki insanlar hüsrandadır. Ancak iman edenler, salih amel iileyenler, insanlara hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnâ!” (Asr Suresi, 103: 1-3.)

Ayrıca sohbetlerde ma’ruf, yani herkesin bildiği iyilikler emredilmeli, kötülükler yasaklanmalıdır. Nitekim Kur’an-ı Kerim Ümmet-i Muhammed için “Sizler insanların içinden çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; marufu emreder, münkerden nehyedersiniz” (Âl-i İmran Suresi, 3: 110.) buyurur.

Yine mümin erkek ve kadınların birbirlerinin dostu olduğu ve bu dostluğun da iyiliği emretmek ve kötülüğü yasaklamak sayesinde olduğu gibi devamının da buna bağlı olduğunu “Mü’min erkek ve kadınlar birbirlerinin dostudur; birbirlerine iyiliği emreder, kötülüğü yasaklarlar” (Tevbe Suresi, 9: 71.) buyurur.

Abdullah b. Revâha (ra) bir gün arkadaşlarına “Gelin kardeşlerim bir müddet oturup imanımızı tazeleyelim ve güçlendirelim” dedi. Arkadaşları “Bu nasıl sözdür, biz zaten imanlıyız!” dediler. Ancak oturup Kur’an-ı Kerimde varlıkların Allah’a delil olduğunu anlatan ayetlerden bir kısmını okudular.

Abdullah b. Ravaha’nın (ra) “İmanımızı güçlendirelim!” sözünü anlamayan bir sahabi peygamberimize (asm) bu durumu anlattı. Peygamberimiz (asm) ona “Allah Abdullah b. Ravaha’ya rahmet etsin! O meleklerin sevdiği ve methettiği zikir meclislerini çok sever” buyurdular. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3: 265.)

 

  1. Sohbet Arkadaşlarının Vasıfları

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun!” (Tevbe Suresi, 9: 119.) buyurur.

Peygamberimiz (asm) da “Mümin kardeşi ile çoktur” (Aclunî, Keşfu’l-Hafa, No: 2800.) buyurur. Yani mümin kardeşi ile güçlenir, iki mümin bir araya gelince 11, üç mümin bir araya gelince 111 kuvvetinde olur. Yine “Mümin birbirini yıkayan iki el gibidir” (Deylemi, Müsnedü’l-Firdevs, 3: 409.) buyurmuşlar ve bir araya geldikleri zaman günahlardan uzak olur, tevbe ve istiğfara teşvik eder ve birbirlerini kötülüklerden temizlerler demektir.

Lokman Hekim oğluna nasihat etmiş ve “Evlâdım! Âlimlerin sohbetlerinde bulun ve hekimlerin sözlerini dinle. Zira Allah ölü toprağı yağmur suyu ile dirilttiği gibi, ölü kalpleri de ilim ve hikmet nuruyla diriltir” (Heysemi, Mecmau’z-Zevâid, 1:125.) demiştir.

İnsan kendisini hayırlı şeylerle meşgul etmezse, nefis insanı şerli şeylerle meşgul eder. Boş duranı, dünyaya ve eğlenceye meyledeni şeytan kapıverir ve onu boş işlerle meşgul ederek en azından hayırlı şeylerden mahrum eder. Yine insan gafiller ve fasıklarla beraber olursa zaman içinde bedenî ve zihnî beraberlik kalbî beraberliğe dönüşür. Bu ise insanı adım adım helake doğru sürükler.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Bizim zikrimizden yüz çeviren ve dünya hayatına meyleden kimselerden yüz çevir” (Necm Suresi, 53: 29.) “Sabah akşam, Allah’ın rızasını isteyerek Rabbine dua edenlerle beraber sabırla beraber ol. Dünya hayatının ziynetini dileyerek gözünü onlardan çevirme! Kalbini zikrimizden gafil kıldığımız, heva ve heversinin ardına düşmüş, işi gücü aşırılık olan haddi aşmış kimselere uyma!” (Kehf Suresi, 18: 28.) buyrulur.

Bu ayette kimleri dost edinip edinmeyeceğimiz çok veciz bir şekilde anlatmaktadır.

 

PEYGAMBERİMİZİN (ASM) SOHBET ADABI

Peygamberimiz (asm) “İnsan nasıl yaşıyorsa öyle ölür ve nasıl ölürse öyle dirilir” buyurmuşlardır. (Münavi, Feyzü’l-Kadir, 5: 663.) İbadet ve itaat üzere yaşayan ibadet ve itaat üzere ölür. Atalarımız “Su destisi su yolunda kırılır” demişlerdir. Sohbetlere devam eden, burada öğrendiklerini dostları ve ailesi ile paylaşan insanlar da dostları ile beraber yaşar ve güzel bir şekilde Allah’ın huzuruna vasıl olurlar.

Peygamberimizin (asm) sahabeleri halka şeklinde etrafına toplanırlardı. Peygamberimiz (asm) onların arasında bulunur ve bazen sağına dönerek, bazen soluna dönerek onlarla sohbet eder ve ilgilenirdi. (Hâkim, Müstedrek, 3: 671.)

Peygamberimiz (asm) daha çok namazların arkasından sahabelerine döner, çoğu defa oturarak ama bazen de cemaatin çokluğundan dolayı ayağa kalkarak sahabelerine nasihatlerde bulunur, sorusu olanların sorularını cevaplandırırdı. (Buhari, Kader, 4; Müslim, Fiten, 23; Ebu Davud, Fiten, 1.)

Yine peygamberimiz (asm) itidal üzere hareket ederdi. Usanmasınlar diye sahabelerinin dinlemeye istekli oldukları zamanları kollar ve onlarla sohbet ederdi. (Buhari, İlim, 11, 12; Müslim, Münafıkun, 82, 83; Tirmizi, Edeb, 72.)

Yine peygamberimiz (asm) yemek yerken sahabeleri ile sohbet eder ve onlara güzel nasihatlerde bulunurdu. (Buhari, Enbiya, 3; Müslim, İman, 327; Tirmizi, Kıyamet, 10.)

Peygamberimiz (asm) meclisinde kimsenin gıybetini yaptırmazdı. Bir defasında Itban b. Mâlik’in (ra) evine gitti. Peygamberimizin (asm) geldiği görenler de geldiler. Ancak Malik b. Duhşum gelmemişti. Biri onun için “Malik b. Duhşum Allah ve Resulünü sevmeyen birisidir” dedi. Peygamberimiz (asm) hemen müdahale etti ve “Öyle deme! Görmez misin o Allah ve Resulünün rızasını dileyerek ‘Lâ ilâhe illallah’ diyor, buyurdular. (Buhari, Salat, 45; Müslim, İman, 54.)

Peygamberimiz (asm) belli vakitlerde ailesi ile ve ehl-i beyti ile ilgilenir ve onlara Allah’ın kendisine öğrettiği şeyleri paylaşır ve öğretirdi. Nübüvvet hayatı boyunca bunu düzenli olarak yapmıştır. (Müslim, Rada’, 46; Ebu Davud, Nikah, 38.)

Peygamberimiz (asm) kadınlara da vakit ayırırdı. Onlar kendilerine nasihat edilmesini istediler. Peygamberimiz (asm) “Faln yerde toplanın” ferman ettiler. Toplandıkları zaman gidip onlara nasihatlerde bulundu. (Buhari, İlim, 36.)

Peygamberimiz (asm) her gününün sohbetlere ayırmaz, sohbetlerini ve hutbelerini kısa tutardı. “Bir adamın namazını uzun tutup hutbesini kısa kesmesi dinde fakih olduğunu gösterir. Öyle sözler vardır ki insanı âdetâ büyüler. Bunun için konuşmalarınızı kısa ve veciz tutun!” buyururlardı. (Müslim, Cuma, 47.)

Bunun için Hz. Ebubekir (ra) Cuma namazı kıldıranlara şöyle demiştir. “Hutbelerinizi kısa tutun; zira uzun konuşmaların sonu başını unutturur.”

 

Sahabeler Peygamberimizi (asm) Nasıl Dinlerlerdi?

Sahabeler peygamberimizin (asm) sohbetini pür dikkat “Sanki başlarında bir kuş var da kıpırdarsalar onu kaçıracaklarmış gibi sükûnetle” dinlerlerdi. (Ebu Davud, Sünnet, 23-24; İbn-i Mâce, Cenâiz, 37.) Kendilerini tarifi imkansız bir sekinet ve huzur kuşatırdı. Peygamberimizin (asm) sözlerini ezberlemek ve başkalarına anlatma heyecanı içinde olurlardı.

Hz. Ömer (ra) anlatıyor: “Bizim kendimize göre işlerimiz vardı. Bu sebeple bazen ben bazen de ortağım Ukbe b. Âmir (ra) nöbetleşe peygamberimizin (asm) sohbetine katılır ve birbirimize öğrendiklerimizi öğretirdik. Ukbe b. Âmir (ra) bir sohbeti şöyle anlatır:

“Resulullah (asm) şöyle buyurdular: ‘Kim güzelce abdest alır da bütün benliği ile yönelip huşu içinde iki rekat namaz kılarsa ona cennet vacip olur. Yine sizden kim güzelce abdest alır da abdestin sonunda ‘Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasülühü” derse kendisine cennetin sekiz kapısı açılır. Hangisinden isterse o kapıdan cennete girer.” (Müslim, Tahâret, 17.)

Bir gün sahabelerden Hanzala b. Ebu Âmir (ra) Hz. Ebubekir (ra) konuşuyorlardı. Hanzala (ra) “Hanzala münafık oldu ya Ebâbekir!” dedi. Hz. Ebubekir (ra) “Bu nasıl bir sözdür ya Hanzala?” diye sordu. Hanzala (ra) “Biz Peygamberimizin (asm) huzurunda sohbetini dinlerken sanki cennette imişiz gibi bir halet içinde oluyoruz. Huzurundan çıkıp evimize ve işimize döndüğümüz zaman ise eski halimize dönüyor ve gaflete dalıyoruz ve o ruhani halimizi kaybediyoruz” dedi.

Hz. Ebubekir (ra) “Vallahi buna benzer haller bende de oluyor. Gidelim Resulullah’a soralım!” dedi. Peygamberimizin (asm) huzuruna geldiler ve durumu anlattılar.

Peygamberimiz (asm) “Nefsim kuret elinde olan Allah’a yemin ederim ki insan her zaman aynı halini muhafaza edemez. Bazen öyle bazen böyle olur. Sizler benim yanımdaki halinizi muhafaza ederek devamlı zikir halinde olsaydınız melekler sizinle musafaha ederlerdi. Yâ Hanzala! Bâzen öyle bazen böyle olur!” buyurdular. (Müslim, Tevbe, 12.)

 

Peygamberimizin (asm) Bir Sohbeti

Bir gün ikindi namazından sonra Peygamberimiz (asm) sahabeleri ile sohbet etti ve şunları anlattı:

“Dünya tatlıdır, hoştur ve câziptir. Allah sizleri dünyaya hâkim kılacak ve dünya nimetlerini emrinize verecek ve nasıl amel edeceğinize bakacaktır. Aman uyanık olun. Dünyaya karşı dikkatli olun! Dünya sizleri aldatmasın. Dünyanın şerrinden kendinizi korumaya çalışın. Dünyanın en cazip varlıkları dünya kadınlarıdır. Onlara karşı da uyanık davranın ve şerlerinden kendinizi koruyun.

İçinizde bilgili olanlar da uyanık olsunlar. Hiç kimse insanlardan korkarak bildiği bir hakikati söylemekten çekinmesin!

Haberiniz olsun ki kıyamet günü her bir vefasızın vefasızlığı ve ihaneti nispetinde bir bayrak dikilecektir. İdarecilerin ihanetinden daha büyük ihanet yoktur. Onun bayrağı ise bel kısmına dikilecektir.

Haberiniz olsun ki insanlar çok çeşitli gruplara ayrılmışlardır. Kimi mümin olarak doğar, mümin olarak yaşar ve mümin olarak ölür. Kimisi kafir olarak doğar, kafir olarak yaşar ve kafir olarak ölür. Kimisi mümin olarak doğar mümin olarak yaşar ama kafir olarak ölür. Kimisi de kafir olarak doğar, kâfir olarak yaşar ve mümin olarak ölür.

Aman dikkatli olun! Aklınızı kullanın! İnsanların kimi vardır yavaş öfkelenir; ama çabuk öfkesini yutar. Kimisi de vardır ki çabuk öfkelenir ve çabuk sakinleşir. Kimisi de çabuk öfkelenir ve geç sakinleşir. Bunların en hayırlısı geç öfkelenip çabuk sakinleşendir; en şerlisi de çabuk öfkelenip geç sakinleşendir.

İnsanları iyi tanıyın ve bu konuda dikkatli olun! İnsanların kimisi borcunu güzelce öder ve başkalarındaki alacağını da güzelce talep eder. Kimisi de borcunu güzelce ödemez; ancak alacağını güzelce alır. Kimi de kötü talep eder. Bunların en hayırlısı da borcunu öderken güzel ödeyen ve alacağını talep ederken güzel davranandır.

Ashabım! Dikkatli olun! Aklınızı kullanın! Öfke âdemoğlunun kalbinde ateşten bir kordur. Görmez misiniz biriniz öfkelenince boyun damarları şişer, gözleri kızarır. Kim öfkelenirse bir şey yapmasın ve yere otursun.

Bu arada güneş batmaya yüz tutmuştu. Peygamberimiz (asm) güneşe baktı ve “Haberiniz olsun ki! Dünyanın ömründen geçen kısma nispeten kalan kısmı, şu gündüzün geçen kısmına nispeten kalan kısmı gibidir” buyurdular. (Tirmizi, Fiten, 26; İbn-i Mâce, Fiten, 18.)

 

İKİNCİ BÖLÜM

SOHBET ADABI

Her şeyden önce sohbet veciz sözlerle ve nezih ifadelerle yapılmalıdır. Sohbet esnasında kullanılacak olan kelimeleri çok iyi seçmek lazımdır. Söz insanı bağlar ve esir eder. Ahirette de kişi sözlerinden dolayı hesaba çekilecektir. Peygamberimiz (asm) “Bir kısım sözler sihir gibidir, insanlara tesir eder” (Buhari, Nikah, 47.) buyurmuşlardır.

Sohbet esnasında dinleyicileri sıkmamak, dinlendirmek ve dikkatlerini çekmek için nükteli ve hikmetli  sözlere, jest ve mimiklere de yer vermek gerekir. Nitekim Hz. Ali (ra) “Nükteli ve hikmetli sözlerle ruhlarınızı dinlendirin. Zira bedenlerinizin yorulduğu gibi ruhlarınız da yorulur” demiştir.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde söz söyleme ve konuşmakla ilgili olarak “Kavl-i leyyin ile konuşun.” (Taha Suresi, 20:44.) “Gönül alıcı ve teselli edici söz söyleyin” (İsra Suresi, 17:28.) “Tatlı ve güzel söz söyleyin.” (İsra Suresi, 17: 23.) “İnsanlara doğru söz söyleyin.” (Ahzab, 33:70.) “Sözün marufunu söyleyin” (Ahzab Suresi, 33: 32.) “Beliğ, açık ve hikmetli sözlerle tebliğinizi yapın.” (Nisa Suresi, 4: 63.) feman eder.

Ayrıca yüce Allah “İnsanlara güzel söz söyleyin.” (Bakara, 2: 83.) ve “Kullarıma söyle sözün güzelini söylesinler” (İsra Suresi, 17: 53.) emreder.

Bu ayet ve hadislerde konuşmaların nasıl olması gerektiğini anlamak mümkündür. Sohbetin verimliliği bu prensiplere uymakla mümkündür.

 

  1. Sohbet Ortamının Düzen ve Tertibi

İslam nezafet ve nezaket dinidir. Bu sebeple müslümanın beden, elbise ve çevre tamizliğine dikkat etmesi, kalbini her nevi günahtan temizlemesi ve insanlara davranışllarında nezaket kurallarına uyması edebdendir.

Peygamberimiz (asm) nezafetin, nezaketin ve edebin her nevine azami olarak uymuştur. Ona kemaliyle benzemek elbette mümkün değildir; ancak mümin sünnetine ne derece uyarsa o derece mükemmel bir insan ve hakiki bir müslüman olur.

Peygamberimizin (asm) bir yere gelişi kokusundan belli olurdu. (Darimi, Mukaddime, 10.) Temizliği yanında güzel kokuya da değer verirdi. “Bana namazi kadınlar ve güzel koku sevdirildi” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3:128.) buyururdu. Abdest aldığı zaman misvak kullanırdı. “Ümmetime zor gelmeyeceğini bilseydim her namaza hazırlandıkları zaman misvak kullanmalarını emrederdim” (Buhari, Cuma, 8.) demiştir.

Peygamberimiz (asm) saçı ve sakalı dağınık olanlara saçlarını ve sakallarını düzeltmelerini emrederdi. (Muvatta, Şa’r, 7.) Üzerinde kirli elbiseyle dolaşan birini görünce “Bu zât elbisesini yıkayacak su bulamıyor mu?” diye ikaz ettirirdi. (Ebu Davud, Libas, 14; Nesai, Ziynet, 60.)

Peygamberimiz (asm) çevre temizliğine, mescidin ve odasının tertip ve düzenine de çok dikkat ederdi. “Şüphe yok ki Yüce Allah temizdir, temizliği sever. İkramı boldur, ikramı sever. Cömerttir, cömertliği sever. Artık evlerinizin çevresini temiz tutun.” (Tirmizi, Edeb, 41; Önder ÇAĞIRAN, Tıbbi Nebevi, İstanbul -1996, s. 216.) buyururlardı.

Sohbet edecek olanlar da nezâfet, nezâket, tertip, düzen ve zerâfet gibi inceliklere dikkat etmeleri şarttır.

 

  1. Sohbete Gelenlerin Edepleri

Bediüzzaman “Edepsiz Allah’ın rahmetinden mahrum kalır.” (Lem’alar, 181.) buyurmaktadır. Bu sebeple Allah’ın rahmetinden istifa etmenin yolu edebe riayet etmektir. Derslerden ve sohbetlerden istifade etmenin yolu da budur. Aksi taktirde sohbetten ve sohbetin feyzinden istifade edemez.

Sohbete gelenler tevazu ve mahviyetle hareket etmelidir. İslam bilginleri “Bir manevi meclisten istifade etmenin ön şartı tevazu ve mahviyet sahibi olmaktır. Zira Allah’ın rahmeti daima muhtaçlara, onlar içinde tevazu sahibi olanlara ve ilme saygı gösterenleredir. Nasıl yağmur suları alçak vadilerde ve derelerde toplanırsa ilim ve hikmet de alçakgönüllerde toplanır. Kibirli ve gururlu olan, her şeyi bildiğini ifade eden ve ihtiyacı olmayanların kalbine yerleşmez.  Zira onlar tenkit niyeti ile sohbeti dinlerler. Tenkit için okuyan ve dinleyen ise istifade edemez” demişlerdir.

İnsan her ne kadar bilirse bilsin istifade amacı ile okuyup dinlediği zaman bilmediği şeyleri öğrenmiş olur. Aklına ve kalbine bir başka pencere açılır ve bu pencereden bilmediği hususları görme ve öğrenme imkanı doğar.

İmam-ı Gazali (ra) “İlim, ilim sahibine perdedir. Hakikatleri görmesini engeller. Bir şeyi bildiğini iddia eden o şeyin hakikatinden mahrum kalır” demiştir.

Sohbete gelen ve ders dinleyenlerin başka şeylerle meşgul olmamaları, gözünü ve kulağını konuşmacıdan ayırmaması gerekir. Zira Yunus Emre “Çeşmelerden bardağın doldurmadan koyarsan, Kırk yıl orda durursa kendi dolası değil” der. Nasıl ki testi ile çeşmeden su alacak olanın dikkatlice testinin ağzını su oluğuna tutması gerekir. Sağa sola bakarken testinin ağzını kaydırırsa su boşa akar; testi de dolmaz.

 

  1. Allah İçin Sevmek

Yüce Allah “Mü’minler kardeştir” (Hucurat Suresi, 49: 10.) buyurur. Peygamberimiz (asm) kardeşler arasında sevgi ve muhabbet ne kadar mükemmel olursa imanın o derece inkişaf edeceğini bize haber vermiş ve sevgi ve muhabbetin tesis edilmesini istemiştir. (Müslim, İman, 93-94.)

Yüce Allah kıyamet gününde “İzzet ve celâlim hakkı için bana itaat amacı ile birbirlerini sevenler nerede? Onları hiçbir gölgenin bulunmadığı bu günde Arş’ın gölgesine alacağım” (Müslim, Birr, 37.) buyurur.

Peygamberimiz (asm) bir hadisinde şöyle buyurur: “Bir kişi yakın bir köydeki kardeşin Allah için ziyarete gidiyordu. Allah ona insan şeklinde bir melek gönderdi. ‘Nereye gidiyorsun?’ dedi. Adam ‘Kardeşimi ziyarete gidiyorum’ dedi. Melek: ‘Senin onda bir menfaatin var mı?’ dedi. Adam ‘Hayır! Ben onu Allah için seviyorum ve Allah için ziyarete gidiyorum’ dedi. Melek ‘Sen onu nasıl seviyorsan Allah da seni öyle seviyor. Ben sana bu müjdeyi vermek için Allah’ın gönderdiği bir elçiyim’ dedi. (Müslim, Birr, 38.)

 

  1. Sohbete ve Derse Gelenlere Saygı ve Hürmet Etmek

Hz. Ali (ra) “Muhabbet hürmetle pekişir” demiştir. Hürmetin ve saygının olmadığı yerde muhabbet olmaz. Hürmet etmeyen ve saygı göstermeyen kimse de sevgiyi ve muhabbeti hak etmez.

Saygı ve hürmetin alametleri ise öncelikli olarak hukuku gözetmek, iyilik ve ihsanda bulunmaktır. Elindekini paylaşmak ve dertlerine ortak olmaktır. Kardeşin ayıplarını örtmek, yakınlarını sevmek ve onlarla ilgilenmektir. Küçük kusurları görmezlikten gelmek ve iyiye yönlendirmektir.

Yüce Allah kardeşliğin hukukunu korumak için şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Bir topluluk diğer toplulukla alay etmesin. Belki onlar kendilerinden daha hayırlıdır. Kadınlar da kadınları alaya almasın; belki de onlar kendilerinden daha hayırlıdır. Kendi kendinizi de ayıplamayın. Birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fıska ve günaha dalmak  ne kötüdür. Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerin tâ kendileridir.” (Hucurat Suresi, 49: 11.)

Saygı ve hürmeti kıran, dostluk ve kardeşliği zedeleyen hususlardan en önmelisi de “su-i zan” yani kötü zanda bulunmaktır. “Su-i zan sözlerin en yalanıdır.” (Buhari, Edeb, 57, 58; Müslim, Birr, 28-34.) Yüce Allah bizleri kötü zandan sakındırmakta, ölçülü hüsn-ü zannı ise tavsiye etmektedir. Zira su-i zan yasak olduğu gibi aşırı  ve ölçüsüz hüsn-ü zan da insanı yanıltır ve yanlışa sevk eder. Bu husus Kur’ân-ı Kerimde şöyle ifade edilmiştir:

“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın! Biriniz diğer birisini gıybet etmesin. Kim ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Bundan tiksindiniz değil mi? O halde Allah’tan korkun! Şüphesiz Allah çok merhametlidir, tevbe edenlerin tevbelerini kabul eder” (Hucurat Suresi, 49: 12.)

Hürmet ve saygıyı kıran en önemli sebep de alay etmek ve dalga geçmektir. Alay etmek ve dalga geçmek münafıkların ve kafirlerin adeti ve ahlakıdır. Onlar kendilerine hak ve hakikati anlatmak ve doğru yola sevk etmek için gönderilen peygamberlerle ve bilginlerle daima alay etmiş ve dalga geçemişlerdir. Bu sebeple imandan ve hidayetten mahrum kalmışlardır.

Nitekim Kur’an-ı Kerimde Yüce Allah peygamberimize hitaben “Senden evvelki peygamberlerle de alay edilmişti. Alay edenlerin yaptıkları maskaralıklar kendi başlarına gelmişti.” (Enbiya Suresi, 21: 41.) buyurarak alay edenlerin bunun cezasını dünyada da çektiğini haber vermektedir.

Hz. Nuh (as) Allah’ın emri ile gemi yapıyordu. Kavminin ileri gelenleri de ne zaman onun yanına uğrasalar alay ediyorlardı. bunun üzerine Hz. Nuh (as) “Eğer bizimle alay ediyorsanız, iyi bilin ki siz nasıl alay ediyorsanız biz de sizinle alay edeceğiz!” (Hud Suresi, 11: 38.) diye onları ikaz etti. Nihayet alay ettikleri husus başlarına geldi de tufanda helak oldular.

Alay etmek münafıkların da alametlerindendir. Nitekim Yüce Allah münafıkların alametlerini sayarken “Münafıklar müminlerle karşılaştıkları vakit ‘Biz de iman ettik’ derler. Fakat şeytanları olan münafık dostlarıyla baş başa kaldıklarında ise, ‘Biz sizinle beraberiz, biz müminlerle sadece alay ediyoruz’ derler. Gerçekte Allah onlarla alay eder; azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir.” (Bakara Suresi, 2: 14-15.)

Peygamberimiz (asm) “Müslüman müslümanan kardeşidir. Onu küçük görmez. Kişiye Müslüman kardeşini küçük görmesi günah olarak yeter.” (Müslim, Birr ve Sıla, 9.) buyurmuşlardır.

Kur’ân-ı Kerim yine “Arkadan çekiştirmeyi, kaş göz işaretleri ile eğlenmeyi” de yasaklamıştır. (Hümeze Suresi, 104: 1.) Bütün bunlar kardeşliği, dostluğu ve muhabbeti öldüren, kişiyi hayırdan ve ilimden mahrum eden hususlardır.

 

  1. Tartışmaktan Kaçınmak

Kardeşlik hukukunu zedeleyen hususlardan belki de en önemlisi gereksiz münakaşa ve tartışmalardır. Nitekim Peygaberimiz (asm) “Bir kavmin içinde bulunduğu hidayetten uzaklaşıp dalalete düşmeleri aralarındaki cedelleşme ve tartışmalar sebebiyledir” (Tirmizi, Tefsir, 43; İbn-i Mâce, Mukaddime, 7.) buyurmuşlardır.

Tartışma başlamışsa hemen kesmek ve ehline sorarak meseleyi ehline sorarak ilmî bir yere oturtmak gerekir. Peygamberimiz (asm) bir sahabesini tartışırken bulmuş ve “Tartışmayı devam ettirmen sana günah olarak yeter” (Tirmizi, Birr, 58.) buyurmuşlardır.

Aralarında kırgınlık olanların da bir an önce kırgınlıklarını gidererek barışmaları gerekir. Nitekim peygamberimiz (asm) “İnsanlar birbirlerine kırıldıkları zaman aralarını bulman, biri diğerinden uzaklaştığı zaman onları birbirlerine yaklaştırman Allah ve Resulünün sevip razı olduğu bir sadakadır” (Müslim, Birr, 36; Ebu Davud, Edeb, 47.)) buyurmuşlardır.

 

  1. Sohbetlere Devam Etmek

Az ve devamlı olan ibadet çok olup terk edilenden daha hayırlıdır. Nitekim Peygamberimiz (asm) “Amellerin makbul olanı az da olsa devamlı olanıdır” (Buhari, Rikak, 18; Müslim, Misafirin, 218.) buyurmuşlardır.

Hz. Aişe (ra) “Allah Resulünün ameli hafif ve devamlı yağan sağnak yağmur gibi idi.” (Buhari, Savm, 64; Müslim, Misafirin, 217.) demiştir.

  1. Sohbette Uyulması Gereken Kurallar

Fuzulî ve gereksiz sözlerden ve konuşmalardan sakınmak, can kulağı ile dinlemek. Zira huşu ile dinlenilen imani ve islami konular kalbe işler ve insanda amel suretinde tezahür eder. Kişi bilmeden alim olur. Bunu da yeri gelince ve ihtiyaç olunca onun sözlerinden ve amellerinden anlaşılır.

Sohbetleri saatinden başlatıp vaktinde bitirmek gerekir. Ta ki sohbete katılmak isteyenler zamana dikkat etsinler. Zamanı iyi kullanmak ve zamanı değerlendirmek çok önemlidir. Zira insanın dünya ve ahiretini kazanması için gerekli olan sermaye sıhhat, akıl ve zamandır. Bu üçünü güzel kullanan her şeyi kazanır. Tüm insanlar bütün büyük ve önemli işleri hep bu üçü ile yapmışlardır.

Sohbete gelenlerin abdestli olmaları sohbetin feyzinden istifadesini artırır.

Sohbet başlamış ve insanlar dinliyorlarsa sonradan gelen selam vermez, kimseyi rahatsız etmeden boş bulduğu yere oturur ve can kulağı ile dinler, sohbet tamamlanınca selam vererek musafaha yapar. Ayrılırken de yine “Esselamü Aleyküm” diye selam vererek ayrılır.

Sohbetten sonra külfet olmayacak şekilde gelenlere ikramda bulunmak güzeldir. İkram herkesin gücünün yeteceği şeylerden olmalıdır. Büyükler “El-Cûd mine’l-mevcûd” yani, “Cömertlik mevcud olandan yapılır” demişlerdir.

Bütün bunlar Peygamberimizin (asm) sünnetlerindendir.

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

KARDEŞLİK HUKUKU

  1. İlgilenmek, Aramak ve Sormak

Peygamberimiz (asm) ve ondan ders alan sahabe-i kiram kardeşlerini görmedikleri zaman arayıp sorar, hasta ise ziyaretine gider, sıkıntıda ise sıkıntısına yardımcı olurlardı.

Abdullah b. Mesud (ra) arkadaşlarına “Oturup dertleşiyor ve ilmî müzakereler yapıyor musunuz?” diye sordu. Arkadaşları “Bunu hiç terk etmiyoruz” dediler. “Birbirinizi arayıp soruyor musunuz?” dedi. Onlar “Evet, birbirimizi ziyaret ediyoruz. Hatta bir kardeşimizi bir kaç gün görmediğimiz zaman şehrin bir başında da olsa gidip kendisini buluyoruz” dediler. Bunun üzerine “Sizler böyle devam ettiğiniz sürece hep hayır üzere kalırsınız” demiştir. (Dârimî, Mukaddime, 51.)

Sahabelerden Selman-ı Fârisi (ra) kardeşi Ebu’d-Derdâ’yı (ra) ziyaret için Medâinden Şam’a kadar yürüyerek gitmiş ve kendisini ziyaret etmiştir. (Buhari, Edebu’l-Müfred, 127.)

 

  1. Neşeli ve Kederli Günlerinde Yanında Olmak

Yüce Allah peygamberimize ve dolayısıyla müminlerin tümüne “Müminlere şefkatle kol kanat ger!” (Hicr Suresi, 15: 88.) ferman buyurarak şefkatle muamele etmeyi neşe ve kedere ortak olmayı ve dertleri ile ilgilenmeyi emreder.

Peygamberimiz (asm) “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın Allah da ihtiyalarını giderir. Yardımcı olana Allah da yardım eder. Müslümanın bir sıkıntısını giderenin Allah da kıyamette sıkıntısını giderir. Bir müslümanın ayıbını örtenin Allah da ayıbını örter” (Buhari, Mezalim, 3; Müslim, Birr, 55.) buyurarak yardımlaşmayı emretmiştir.

Peygamberimiz (asm) müslümanların çeşitli vesilelerle bir araya gelerek birbirlerinin sevinçlerine ve dertlerine ortak olmalarını istemiştir. “Biriniz düğün yemeğine davet edildiği zaman mutlaka gitsin.” (Müslim, Nikâh, 106.) Davetlere icabet edilmesini istemiştir. “Mazereti olmadan davete icabet etmemeyi Allah’a ve Resulüne karşı gelmek” (Buhari, Nikah, 72.) olduğunu haber vermiştir.

Peygamberimiz (asm) yine “Komşusu aç iken tok yatan mümin değildir” (Buhari, Edebü’l-Müfred, 112.) buyurarak komşuların ve yakınların dertleri ile ilgilenilmesini ve yardımcı olunmasını istemiştir.

Hz. Ebubekir (ra) halife olmadan önce de sonra da yetimlerin koyunlarını sağmış, Hz. Ömer (ra) kendi zamanındaki şiddetli kıtlıktan kendisini sorumlu tutarak “Ömer’in günahlarından dolayı ehl-i imana sıkıntı verme ya Rab!” diye Allah’a dua etmiştir. (İbn-i Saad, Tabakat, 3: 310.)

 

  1. Birbirinin Yardımına Koşmak

Yardımlaşma dinin emridir. Zekatın farz kılınması ve sadakanın tavsiye edilmesi yardımlaşmayı sağlamak içindir. Zira insan medeni varlıktır ve ihtiyaçlarını ancak toplum içinde yardımlaşarak karşılayabilir.

Peygamberimiz (asm) “Kim bir kardeşinin ihtiyacını karşılamak amacı ile yola çıkarsa Allah yetmiş bin meleği onun imdadına gönderir. Bu melekler ona dua eder ve istiğfarda bulunurlar. Yardım etmeye devam ettiği sürece üzerlerine rahmet yağar. İşini bitirince de ona nafile hac ve umre sevabı verilir.” (Heysemi, Zevâid, 3: 299.)

Bir sahabi peygamberimize “Allah katında en sevgili insan kimdir ve en sevimli amel hangisidir?” diye sordu. Peygambermiz (asm) “Allah katından en hayırlı ve sevgili insan insanlara faydalı olandır. Amellerin Allah katında en sevgili olanı da bir müslümanın kalbine sevinç vermen, bir sıkıntısını gidermen, onu doyurman ve borcunu ödemendir” buyurdular. (Heysemi, Zevâdi, 3: 191.)

Yine peygamberimize (asm) “hangi sadaka daha hayırlıdır ve Allah’a daha sevimlidir?” diye soruldu. Peygamberimiz (asm) “Allah yolunda mücahede eden kişiye ödünç vermen, bir hizmetçi bağışlaman ve Allah yolunda olan kişiye bir çadır kurman veya güçlü kuvvetli bir binek vermendir” (Tirmizi, Cihad, 5.) buyurdular.

Peygamberimiz (asm) bizzat müslümanların zayıf ve yardıma muhtaç olanlarına yardım ederdi. Sahabelerinin arkasından yürür, zayıflarını devesinin terkisine bindirir, yürüme güçlüğü çekenlere yardımcı olur ve dua ederlerdi. (Ebu Davud, Cihad, 94.) Bir sefer esnasında şöyle buyurdu: “Yanında ihtiyacından fazla bineği olan olmayana versin. Yanında fazla azığı olan azığı olmayanlara versin!” buyurdu.

Yine “Allah Teâla insanların ihtiyaçlarını temin etmek üzere bir takım insanlar yaratmıştır. İnnsalar ihtiyaçlarını karşılamak için onlara giderler. İşte onlar Allah’ın azabından emin olan kimselerdir.” (Heysemi, Zevâid, 192.) buyurdular.

 

  1. İyilik ve Takvaya Birbirini Teşvik Etmek

Allah effedicidir ve affeden kullarını sever. Kur’ân-ı Kerimde “Takva sahibi olan kullar bollukta ve darlıkta infak ederler, öfkelerini yutarlar ve insanları affedderler.” (Âl-i İmran Suresi, 3: 134.) buyurarak affedici olmayı istemiştir.

Peygamberimiz (asm) da “Kul başkalarının hatalarını affettikçe Allah da onun şerefini artırır” (Müslim, Birr, 69; Tirmizi, Birr, 82.) buyurmuşlardır.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “İyilik ve takvada birbirinize yardım edin, birbirinizi günaha ve düşmanlığa teşvik etmekte yardımlaşmayın.” (Maide Suresi, 5:2.) buyurur. Yine “Hayır işlerinde yarışın!” (Bakara Suresi, 2:148.) ferman eder.

Peygamberimiz (asm) “İnsanların öyleleri vardır ki, hayra anahtar ve şerre kilittirler. Öyleleri de vardır ki şerre anahtar ve hayra kilittirler. Allah’ın ellerine hayrın anahtarını verdiği insanlara ne mutlu! Allah’ın şerrin anahtarını ellerine verdiği kimseler de yazıklar olsun!” (İbn-i Mâce, Mukaddime, 19.)

Kardeşini hayra teşvik ederken veya şerden uzaklaştırmak istersen bunu ona yalnız olduğu zaman yapmalısın. Onun eşref saatini bularak nasihati dinlemeye müsait olduğunu görerek yapmalıdır. Nitekim İmam-ı Şafii (ra) “Kardeşine gizlice ve güzellikle nasihat edersen gerçekten nasihat etmiş olursun. Şayet insanların yanında dikkatsizce konuşursan onu ifsat etmişi yıkmış olursun!” demiştir. Hz. Ebu Zer (ra) “Kardeşin iyi halini bozduğu zaman onu sevdiği tarafından tutarak ikâz ediniz!” der.

Bir kabilenin güçlü ve kuvvetli ve nüfuzlu birisini devamlı Hz. Ömer’in meclisine gelirdi. Bir ara gelmez olunca Hz. Ömer (ra) sordu. “O kendisini içkiye verdi” dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) üzüldü ve kâtibini çağırarak ona bir mektup yazdırdı. Şöyle dedi: “Ömer b. Hattap’tan falan kişiye… Sana selam olsun! Kendisinden başka ilah olmayan, günahları affeden, tevbeleri kabul eden ve azabı çetin olan Allah’a hamd ederim. Ondan başka ilah yoktur ve sonunda dönüş Onadır.”

Adam mektubu alınca “Allah günahları affeden, tevbeleri kabul eden ve azabı çetin olan…” cümlesini defalarca okudu ve “Ömer beni Allah’ın azabı ile korkutmuş ve günahlarımı affedeceğini de vaat etmiş…” dedi ve tevbe etti.

Durumu haber alan Hz. Ömer (ra) “Siz de böyle yapın! Bir kardeşinizin günahlara daldığını ve yoldan çıktığını görürseniz onu Allah’ın rahmetinden ümitlenemeye ve tevbe etmeye davet ediniz. Tevbesinin kabulü için de Allah’a dua edin. Kendisine beddua ederek aleyhindeki şeytana yardımcı olmayın!” dedi. (İbn-i Kesir, Tefsir, 4: 76.)

Bir kardeşimiz istikametini bozarsa onu hemen terk etmek mürüvvet değildir ve kardeşlik hukukuna sığmaz. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri şöyle der: “Bir zaman, Müslim olmayan bir zat, tarikatten hilâfet almak için bir çare bulmuş ve irşada başlamış. Terbiyesindeki müridleri terakkiye başlarken, birisi keşfen mürşidlerini gayet sukutta görmüş. O zat ise ferasetiyle bildi, o müridine dedi: “İşte beni anladın.” O da dedi: “Madem senin irşadınla bu makamı buldum; seni bundan sonra daha ziyade başımda tutacağım” diye Cenâb-ı Hakk’a yalvarmış, o bîçare şeyhini kurtarmış; birdenbire terakki edip bütün müridlerinden geçmiş, yine onlara mürşid-i hakikî kalmış.

Demek bazan bir mürid, şeyhinin şeyhi oluyor. Ve asıl hüner, kardeşini fena gördüğü vakit onu terk etmek değil, belki daha ziyade uhuvvetini kuvvetleştirip ıslâhına çalışmak, ehl-i sadâkatin şe’nidir.

Münâfıklar, böyle vaziyetlerde kardeşlerin tesanüdünü ve birbirine karşı hüsn-ü zanlarını bozmak için derler: “İşte o kadar ehemmiyet verdiğin zatlar âdi, âciz insanlardır.” Her ne ise, musîbette gerçi çok zararımız var, fakat umum âlem-i İslâm’ı alâkadar edecek bir keyfiyet, bir vaziyet olmasından, pek çok ucuz olarak pek büyük kıymeti var. Buna benzer vukua gelen hâdiseler, ya siyaset-i diniye veya başka sebeplerle, umum âlem-i İslâm namına olamadılar. (Şuâlar, 13. Şuâ, s. 504.)

 

  1. Müsamahalı ve Affedici Olmak

Sahabelerden Ebu’d-Derdâ (ra) bir gün şehirde dolaşırken halkın günahkâr birine ağır sözlerle hakaret ettiğini görür ve “Siz kuyuya düşen bir adamı çıkarmaz mısınız?” diye sordu. Onlar “Evet çıkarırız!” dediler. Ebu’d-Derdâ “Öyle ise kardeşinize ağır sözler söylemeyiniz. Size doğru yolu gösteren ve afiyet veren Allah’a hamdedin ve adamı düştüğü durumdan kurtarmaya bakın” dedi. Onlar “Siz günahkarlara kızmaz mısınız?” dediler. Ebu’d-Derdâ (ra) “Ben onun şahsına ve şahsiyetine değil, günahına kızarım. Günahı terk ettiği zaman o yine benim kardeşimdir” dedi. (Abdurrezzâk, Musannef, 11:180.)

İslam büyükleri “Fütüvvet, din kardeşlerinin hatalarını her zaman affetmektir” demişlerdir.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Allah’ın sizi affetmesini istemez misiniz? Öyle ise siz de affedici ve müsamahalı olunuz!” (Nur Suresi, 4: 22.) ferman eder.

 

  1. Gençleri Sohbete Alıştırmak

Gençliği olmayanın geleceği olmaz. Bu sebeple özellikle çocukları ve gençleri “İman ve Kur’an Derslerine” getirmek ve alıştırmak gerekir. Hayırlı ve faydalı sohbetler ise “İnsanın imanını güçlendiren, uhuvvet ve muhabbeti artıran, kişiyi kibirden tevazuya, dünyadan ahirete ve riyadan ihlasa davet eden” sohbetlerdir.

Risale-i Nur sohbetlerinde bu beş özellik de vardır. Bu sebeple Risale-i Nur sohbetlerinden herkes derecesine göre güzel istifade eder. Bu sohbetlere devamlılık kişinin imanın güçlenmesine, ahlakının güzelleşmesine, kötülüklerden uzaklaşmasına ve ibadete yönelmesine sebep olur.

Sahabeler de alim olmadıkları halde peygamerimizin (asm) sohbetlerine devam ederek Kur’an-ı Kerimi okuyarak sahabe olmuşlar ve tüm evliya ve ulemayı geri bırakmışlardır. Hiçbir veli ve alim en ami bir sahabeye yetişemez.

Peygamberimiz (asm) da en çok gençlerle meşgul olurdu. “Ashab-ı Suffa” Peygamberimizden (asm) dini öğrenemek için “Mescid-i Nebevi” çevresindeki odalarda kalan gençlerdi. Peygamberimiz (asm) o gençlere önce “İman Dersi” verirdi. Sonra onlar Kur’an öğrendikçe imanları artar ve ibadete yönelirlerdi.

Peygamberimiz (asm) onları teşvik eder “Allah nefsani arzularını bırakıp kendisini ilme veren gençlere gıpta eder ve katındakilere onlarla öğünür” buyururlardı. (Gazali, İhya, 2: 432.)

Hukema “Marifet iltifata tabidir” demişlerdir. Bir şeyi mergup hale getiren iltifattır. Bu sebeple gençlerin durumuna göre onlara iltifat edilerek ilme ve ahlaka teşvik edilmelidir. Mükafat vaadi ceza tehdidinden daha müessirdir. Bu sebeple mükafat vaadine daha çok değer vermek gerekir.

İmam Malik (ra) şöyle der: “Ben bir hadis öğrendiğim zaman babam bana bir hediye verirdi. Sonra babamdan bir hediye beklentisi olmadan hadis ezberlemek bana tatlı gelmeye başladı” demiştir.

Peygamberimiz (asm) Hz. Ali’ye 10 yaşından itibaren ve Medine’de Enes b. Malike 8 yaşından itibaren ilgilenmiş ve onların öğretmeni olmuştur. Bu sebeple “Onlar henüz çocuk sohbetten ne anlarlar?” dememeli. Onların akılları anlamasa da ruhları ve duyguları o sohbetten istifade eder, şuursuz olarak pek çok bilgiye ve meziyete kavuşurlar. Bu şeker içinde ilaç vermeye ve tedaviye benzer.

(2279)

YORUM YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir