ANASAYFA RİSALE-İ NUR MEŞVERETİN SEVABI VE FAZİLETİ
MEŞVERETİN SEVABI VE FAZİLETİ

MEŞVERETİN SEVABI VE FAZİLETİ

209
0

MEŞVERETİN SEVABI VE FAZİLETİ

 

Meşveretle ameller çoğalır, yayılır, sirayet eder yüz ve bin ve binler olur. Meşverete katılanların ve meşveretten çıkan kararlara sahip çıkıp destekleyenlerin sevabı büyük olduğu gibi, meşvereti ve seçimi siyasi emellerine alet edip menfaat ve siyasetin aleti yapanların günahı da bir kalmaz, sirayet eder, binler derece artar.
Bediüzzaman bunu şöyle izah eder: “Meşveret-i şer’iyeden aldığım ders budur: Şu zamanda bir adamın bir günahı, bir kalmıyor. Bazan büyür, sirayet eder, yüz olur. Birtek hasene bazan bir kalmıyor. Belki bazan binler dereceye terakki ediyor. Bunun sırr-ı hikmeti şudur: Hürriyet-i şer’iye ile meşveret-i meşrua, hakikî milliyetimizin hâkimiyetini gösterdi. Hakikî milliyetimizin esası, ruhu ise İslâmiyettir.” (ESDE, Hutbe-i Şamiye, 350.)
Meşveret Allah’ın emri olduğu için kendisi, yani meşveretin yapılıyor olması İslam hakikatlerini hakim kılmaktadır. İslam prensiplerinden olan uhuvvetin, yardımlaşmanın, doğruluğun, hakkaniyetin, adaletin, hürriyetin ve iş bölümünün hakimiyetini sağlamanın meşru zemini meşverettir. Meşverette ister istemez bu hususlar sağlanmaktadır. Aksi taktirde meşveret yapılmış olmaz. Kur’an’ın meşverete önem vermesinin sırrı buradan kaynaklanmaktadır.
İslam milliyeti ve imanın kutsiyeti meşveretle ehl-i İslam’ı bir aşiret hükmüne getirerek birbirine bağlar, maddi ve manevi yardımlarını sağlar. Bu sebeple Bediüzzaman “Tembelliğiniz ve neme lâzım deyip çalışmamanız ve ittihad-ı İslâm ile, milliyet-i hakikiye-i İslâmiye ile gayrete gelmediğiniz, sizler için gayet büyük bir zarar ve bir haksızlıktır” demektedir.
Meşveret sırrı ile “hasene – yani İslâmiyetin kudsiyetine temas eden iyilik -yalnız işleyene münhasır kalmaz. Belki o hasene, milyonlar ehl-i imana mânen fayda verebilir. Hayat-ı mâneviye ve maddîyesinin rabıtasına kuvvet verebilir. Onun için, neme lâzım deyip kendini tembellik döşeğine atmak zamanı değil! Tembellikle günahınız büyüktür. Ve iyiliğiniz ve haseneniz de gayet büyük ve ulvîdir. Hususan kırk-elli sene sonra, Arap taifeleri, Cemahir-i Müttefika-i Amerika gibi en ulvî bir vaziyete girmeye, esarette kalan hâkimiyet-i İslâmiyeyi eski zaman gibi küre-i arzın nısfında, belki ekserisinde tesisine muvaffak olmanızı rahmet-i İlâhiyeden kuvvetle bekliyoruz. Bir kıyamet çabuk kopmazsa, inşaallah nesl-i âti görecek.”
Meşveret fikir birliğini temin eder. Meşveretlerin sonucu ittihattır. İttihad da heva ve hevese göre değil, hüdaya tabi olan imtizac-ı efkar ile olur. Bunu menfaat üzere çarkı kurulan siyasetin aleti ve malzemesi yapmamak gerekir. Bu sebeple Bediüzzaman bizleri uyarır ve şöyle der:
“Sakın kardeşlerim, tevehhüm, tahayyül etmeyiniz ki, ben şu sözlerimle siyasetle iştigal için himmetinizi tahrik ediyorum. Hâşâ! Hakikat-i İslâmiye bütün siyâsâtın fevkindedir. Bütün siyasetler ona hizmetkâr olabilir. Hiçbir siyasetin haddi değil ki, İslâmiyeti kendine âlet etsin.
Ben kusurlu fehmimle şu zamanda, heyet-i içtimaiye-i İslâmiyeyi, çok çark ve dolapları bulunan bir fabrika sûretinde tasavvur ediyorum. O fabrikanın bir çarkı geri kalsa, yahut bir arkadaşı olan başka bir çarka tecavüz etse, makinenin mihanikiyeti bozulur. Onun için, ittihad-ı İslâmın tam zamanı gelmeye başlıyor. Birbirinizin şahsî kusurlarına bakmamak gerektir.”
Ne var ki Kur’an 1400 senedir “Meşveret ve Şuarayı” emrettiği ve Peygamberimiz (asm) de bu konuda bize en güzel örnek olduğu halde gayr-i müslimlar “Meşvereti” kurumsal hale getirmiş ve dünyevi tüm meseleleri meşveretle hallederek bu günkü terakki ve tekamüllerini sağlamışlardır. Ama Müslümanlar meşvereti terk ederek ittifak yerine ihtilaflar içinde boğuşmaya devam etmektedirler.

 

 

M. Ali KAYA

(209)

REM

YORUM YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir