ANASAYFA SORU - CEVAP HZ. İSA KİMDİR?
HZ. İSA KİMDİR?

HZ. İSA KİMDİR?

2.24K
6

Sual: İsa (as) ile ilgili kendi kanaatimi yazmak istiyorum. Öncelikle Bediüzzaman hazretlerinin son müceddit ve Mehdi Azam olduğuna hiç şüphemiz yok, çünkü
Risale-i Nur’u okuyup mütalaa eden adam vicdanın sesini dinlerse ruhu ve kalbi bu zatın mehdi olduğunu bağıracaktır. Ahir zaman ile ilgili hadislerinde zahir manasında
değil de müteşabih hadisler olduğundan ve bu tür hadislere bakış açımızın nasıl olacağına dairde 5.şua risalesi bizim için mükemmel bir eserdir. Abilerin hatıralarından da
anlaşıldığı gibi Üstad Hz. Mehdidir.

Peki, Hz. İsa Kimdir?

Bence bunun cevabı da Risale-i Nurda vardır. Eğer Risale-i Nur çok iyi tetkik edilirse Hz. İsa’nın da kim olduğu anlaşılıyor bence. Tabi bunun ilmi bir ispatı yok
ve bu benim şahsi kanaatimdir.

Örneğin İsa (as) mehdiye tabi olacak, İsa ancak mehdidir. Hadisleri ve üstadın yeme içme hususundaki hali, imam-ı Rabbaninin mehdi hakkındaki ve üstadın bu konudaki görüşü, özellikle Ayetül Kübra risalesi Bence bize Hz İsa’nın da kim olduğunu gösterir. Bu saydığım hususları aşağıda açmak istiyorum.

  1. İsa ancak mehdidir. Bu hadiste ikisi bir görünüyor.
  2. Âyet-ül Kübra’nın üçüncü menzilinin başında, Ahmed-i Farukî Risale-i Nur hakkında demiş ki: “Mütekellimînden biri gelecek, bütün hakaik-i imaniyeyi kemal-i vuzuh ile beyan ve isbat edecek.” Zaman isbat etti ki; o adam, adam değil belki Risale-i Nur’dur. Ehl-i keşf Risale-i Nur’u, ehemmiyetsiz olan tercümanı suretinde keşiflerinde müşahede etmişler, bir adam demişler.

Yukarıda 2. maddeye baktığımızda üstad burda tevazu yaptığı görülüyor. Ama Üstad birçok yerde Risale-i Nur benim değil kur’anın malıdır. Bende sizin gibi ders arkadaşıyım diyor. Ve kendisi de Risale-i Nura tabi olduğu her halinden belli. Çünkü bir haşir risalesini onbin kere okuyup ve her okuduğumda başka bir mana anlıyorum deyip kendisinin de her zaman risale-i nuru okuyup istifade etmesi elbette Sünuhat nevinden olan ve Kur’anın malı olan ve yazdırılan risaleye tabi olduğunu gösterir ki İsa (as) mehdiye tabi olur diyor.

  1. Âyet-ül Kübranın başında bir seyyahın müşahedatıdır. Bir abiden bizzat duymuştum üstadın bizzat müşahade ettiği şeyleri yazdığını söylüyor. Zaten müşahadenin anlamıda görmek anlamındadır. Aşağıda Âyet-ül Kübradan alınma bir metin…

Öyleyse keşke ben semavat ehliyle dahi görüşseydim, onlar ne fikirde olduklarını bilseydim. Çünkü Hâlık-ı Kâinat hakkında en mühim söz onlarındır” diye düşünürken, birden semâvî şöyle bir sesi işitti:”

“Madem bizimle görüşmek ve dersimizi dinlemek istersin. Bil ki, başta Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ve Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan olarak bütün peygamberlere vasıtamızla gelen mesâil-i imaniyeye en evvel biz iman etmişiz. Hem insanlara temessül edip görünen ve bizlerden olan bütün ervâh-ı tayyibe, bilâ istisna ve bil’ittifak, bu kâinat Hâlıkının vücub-u vücuduna ve vahdetine ve sıfât-ı kudsiyesine şehadet edip birbirine muvafık ve mutabık olarak ihbar etmişler. Bu hadsiz ihbaratın tevafuku ve tetabuku, güneş gibi sana bir rehberdir” dediklerini bildi ve onun nur-u imanı parladı, zeminden göklere çıktı.

Yukarıda melaike ile ile konuşulduğu görülüyor. Gerçi bu bir hayal temsil denebilir.

Tabi bunlara birde rüyalarda var ama rüya ile amel edilmez kaidesiyle onları zikretmeyecem.

Yani demem o ki gerçekten La mehdi illa isa. Ve O zat zat değil risale-i nurdur. Ve hizmet programını risale-i nur ile tatbik edip bir nevi risale-i nura tabi olması bizce bir anlam ifade etmeli mi?

Eğer yazımın bu kısmına kadar geldiyseniz size teşekkür ediyorum. Gerçi cüz-i fikrim ile bir halt ettim ve bu yazıyı yazdım inşallah bu yazımdan dolayı Rabbim bana kızmaz. Zaten bu yazı mahrem fakat sizin yazılarınızda anladığım kadarı ile birçok mahrem konuya vakıf olduğunuz için bunu paylaşmak istedim. Elbette ki eleştirilerinize de açık olacağım çünkü zaten bunlar yüzde yüz doğrudur dememde yanlıştır.

Selametle.

 

Cevap:

Selamün Aleyküm

Aziz kardeşim, İlginiz için teşekkür ederim. Bir kaç hususa dikkatinizi çekmek isterim.
Evvela; Üstadın Mehdi olduğunda şüphe yoktur ve bunu siz de kesin kabul ediyorsunuz.
Üstadın Mehdi olduğunu kabul ettiğinize göre Üstad Medhidir ve Hz. İsa’dan başkadır. Hz. İsa (as) peygamberimizin mütevatir hadisleri ile Mehdiye uyarak Şeriat-ı Muhammediye’ye uyduğunu gösterecektir. Çünkü Hz. İsa (as) peygamber olarak inmeyecek velayeti ile gelerek Hz. Muhammed’e (as) ümmet olacaktır. Bu Hz. İsa’nın (as) Allah’tan ricasıdır ve Allah bunu kabul etmiştir. Bunun için Hz. İsa’nın Hz. Mehdiye uymasında aklen ve dinen hiçbir sakınca yoktur. Zira “Ümmetimin uleması Benî İsrail’in peygamberleri gibidir” hadisi bunu açıklamaya yeterlidir.
Saniyen; Hz. İsa (as) Hz. İsa’dır ve peygamberimizden (as) 600 sene önce Hz. Meryem’den babasız olarak dünyaya gelmiştir. Yani babası yoktur ve Meryem Suresi’nde anlatıldığı gibi Hz. Cebrail’in (as) müjdesi ve Allah’ın “Kün” kelimesi ile yaratılmış kudret mucizesi ve Benî İsrail’e imtihanıdır. Benî İsrail Hz. İsa’nın (as) babasız doğması ile Allah’ın kudretinden şüphe ederek sebeplere tesir vererek şirke düşmüşler ve imtihanı kaybetmişlerdir. Biz de Hz. İsa’nın (as) göklerde meleklerle yaşayıp Ahir zamanda Hz. Muhammed’e (as) ümmet olmak ve bunu Mehdiye uyarak göstermek ve arkasında namaz kılmak için dünyaya gelmesini aklımıza sığdıramayarak tevil ederek fikren dalalete düşmeyelim. Allah her şeye kadirdir.

 

Salisen; Hz. İsa (as) herkesin gözü önünde Hz. Mehdi’ye uyacak ve ilan edecek değildir. Kendisinin getirdiği Tevhit davasını anlamayan Kendisine “Allah’ın oğlu” diyen veya inkar eden, İncili’ni tahrif edenlere karşı Kur’ânın ve onun bir manevi mucizesi olan Risale-i Nurun Tevhidi aklen ve ilmen izah ederek küfrü ve şirki iptal edip Hz. İsa’yı (as) yanlış anlamalarından kurtardığı için bu hüsn-ü hatimeyi görerek Hz. Mehdiye teşekkür için gelip arkasında bir saat iki rekat sabah namazını kılsa Allah’ın vaadi ve peygambermizin (sav) verdiği haberi gerçekleşmiş olur. Bu vaad da inanıyorum ki Barla’da Çam Dağında gerçekleşmiştir. Bundan sonra Hz. İsa’yı bekleyenler yanılmaktadır. Zaten Babası Hz. Hüseyin’in evladından seyyid Mirza ve annesi Hz. Hasan neslinden şerife Nuriye’den doğan üstad Bediüzzaman Said Nursi’yi (ra)  Mehdi kabul edenler Hz. İsa’nın (as) onun arkasında namaz kıldığını da kabul etmesi gerekir. Yoksa zaten Mehdi olduğunu da kabul etmemiş olur.
Rabian; Üstada Hz. İsa denirse bu İslam itikadına aykırı olup Hz. İsa’yı red ve inkâr etmek olur. Hz. İsa’nın babası yoktur ve herkes bilir ki Bediüzzaman Said Nursi’nin babası Mirza’dır. Peygamberimiz (sav) de “Mehdi benim soyumdandır” buyurur. Hz. İsa as ise babasız olarak Hz. Meryem’den doğmuş 30 yaşında peygamber olmuş ve 33 yaşında göğe ref olunmuştur. Peygamberimizin (sav) soyundan da değildir. Şayet üstada İsa denirse o zaman Hz. İsa’nın (as) ruhu Said Nursiye geçmiş denir ki bu da Reankarnasyonu kabul etmek ve İslam inancını bırakıp Hinduizmi kabul etmek olur. Zira Reankanasyon yani ruhların bedenlerde dolaşması batıl putperest Hint dinlerinin bozuk ve sapık inancıdır. Allah böyle sapık inançlardan bizi korusun.

 

Hamisen; “Mehdi yoktur ancak İsa vardır” hadisi “İşler gittikçe şiddetlenecek, dünya gittikçe sırt çevirecek, insanlarda hırs artacak, kıyamet ancak insanların en kötülerinin başına kopacaktır. İsa’dan başka mehdi yoktur” (İbn-i Mâce, Fiten, 24; Hâkim, Müstedrek, 4:441) hadisi Bediüzzama’nın da mahkeme savcısının hatalarına verdiği cevapta açıkladığı gibi Şianın batıl ve akla aykırı ve hurafevari mehdi inancını iptal etmek için “Az bir kısım hanefi âlimlerinin” görüşüne getirdiği delildir. Onlar Şia’nın mağarada gizlenmiş ve ahir zamanda yeniden dönüş yapacak mehdi-i muntazar akidesine karşı sizin anladığınız gibi mehdi değil isa gelecektir. Peygamberimizin sav haber verdiği mehdi sizin beklediğiniz gizli imam mehdi değildir demek için söylemişlerdir” demektedir. (Şualar, 2005, s.658) Yoksa siz de diyorsunuz ki mehdi Resulullah soyundan gelen Bediüzzaman Said Nursi’dir ve annesi Nuriye babası Mirza ve kendisi Nurs’da 1876 da dünyaya gelmiştir. Bu hadis Hz. İsa’nın davasının Hz. Mehdinin davasının bir olup “Tevhid İnancı” olduğunu ispat eder. Zaten İslam dini Tevhit dinidir ve tüm peygamberler bu inanç ve din üzere Allah tarafından gönderilmişlerdir.

 

Sadisen; Sizin tevilleriniz üstadı İsa kabul ederek yaptığınız tevillerdir. Bu nevi teviller peşinen bir fikri kabul eden herkes tarafında kendi fikrini ispat için Kur’andan sünnetten ve risalelerde ilgili yerler ilgisiz de olsa tevillerle ilgi kurularak yapılabilir. Zeki insanlar bunu ustaca yaparlar. Bu yapılan işe aklın ifratı olan cerbeze denir ve bu akılları yanıltır. Mehdi ve İsa beklentisinde olup liderlerini veya şeyhlerini mehdi veya İsa görenler tevil yoluyla liderlerine ve şeyhlerine mehdi ve İsa derler ve demektedirler. Bu ise bir beklentinin ve hüsn-ü zannın sonucudur. Gerçekte olmayan ve Allah’ın vermediği bir şeyi bizim şeref ünvanı olarak vermemizle o ne mehdi olur ne de İsa…

Bu ancak nefis ve şeytanın bizi aldatmasıdır.

 

Bu cevaba vesile olduğunuz için Allah sizden razı olsun.

 

Baki selamlar…

M. Ali KAYA

(2240)

etiketler:

Yorum(6)

  1. Soruyu soran kardeşimiz tebrik eder,M.Ali kaya beye bir iki şey şey sormak isterim.
    Bir şeyi bilmemek ayridir reddetmek ayridir.Kardeşimizin elinde bir hakikat var fakat ben sizin gibi düşünmüyorum demek ayrı,dalalet demek ayridir.Neden dalalet olacakmış. Böyle düşünen yüzlerce Nurcu ağabey biliyoruz.Bu ağabeyler kafalarından uydurmazlar herhalde.
    1)Babasız yaratılmaya inanmak kün emri olduģu gibi baska şekillerde yaratılmak da kün emrine ters değildir.
    La Mehdi illa isa hadisine Üstad karşı gelmiyor.Sadece bazı Hanifi ulemaları zayıf dediğini bildiriyor.Siz başka düşünebilirsiniz ancak böyle düşünenleri de dalaletle suçlamayalım. Bu konu da gerekirse belge ve bilgilerle oturup müzakere edebiliriz
    Selam ve dua ile

  2. (“Mehdi benim soyumdandır” buyurur. Hz. İsa as ise babasız olarak Hz. Meryem’den doğmuş 30 yaşında peygamber olmuş ve 33 yaşında göğe ref olunmuştur. Peygamberimizin (sav) soyundan da değildir.)
    Yazarın bu görüşü bilgi eksikliğini gösteriyor.
    Zira lemaatta deniyor ki;İsa şer’im ile amel edecek ve ümmetimden olacaktır.Farklı bile ola madem ki böyle düşündürtebiliyor kimseyi dalalet ve tekfirle suçlamak çok tehlikelidir.

  3. Suali yonelten kardesimizden Allah razi olsun tesbitler gercekten yeteri kadar tatmin edici
    Tabi bana gore Elhamdulillah
    benim sahsi gorusum bana gore ustadin beden veya ruh olarak isa as olmasi pek onemli degil isa as kun emriyle babasiz yaratan rabbim onu babali veya babasiz tekrar yaratip gondermeye kadir kudret sahibidir
    Hadisler dogrultusunda her konuda inanip emin olunurken birtek bu noktada takilmak buyuk bir hata oldugunu dusunuyorum
    zaten yazidada denildigi gibi isa as gelmediyse ozaman ustad hz leri mehdi degil
    Sayin
    M.ali kaya nin verdigi cevabin
    kafa karistirmaktan baska biseye yaramayacagi kanaatindeyim
    Rabbim bizleri ustada ve risalei nur lara tam teslimiyetle sarilmayi nasib eylesin
    Selam ve dua ile

  4. Yorumlarda geçen birkaç noktaya da değinmek isterim:

    *”Böyle düşünen yüzlerce Nurcu ağabey biliyoruz. Bu ağabeyler kafalarından uydurmazlar herhalde.” deniyor. Bir kisim ağabeylerin öyle demesi ile o şekilde hüküm verebilir miyiz ki? sualinden kat-ı nazar şunu sormak lazim:
    Peki böyle düşünmeyen binlerce Nurcu ağabey ve talebeler kafalarindan mi uyduruyorlar? Sorduğum vakıf ve talebelerden (elhamdulillah) hiçbirinden böyle bir şey isitmedim, hatta hayretle karşıladilar ve hemen hepsinin bunun dalalet olacağı fikrinde olduklarini gördüm. Ayrica bu sorunun sorulduğu nur talebelerine ait sitelerde verilen cevapların da bu iddiayi reddeden, asla kabul etmeyen eksende olması, hem Üstadin yaninda kalip bizzat hizmet eden agabeylerin bu fikirde olmamalari da bu iddianin nur talebeleri arasinda umumi bir kabul görmeyen bir yanlış te’vil olduğunu gösteriyor. Bazi kisilerin bu hükümde olmalari bu genel duruşu zedelemez. Ayrica bu meselenin bazi site ve forumlardaki kullanici yorumlariyla kaşınıyor olmasi dikkat etmemiz gereken bir husustur. “Nurcular Üstadlarina peygamber diyor” propagandasina revac vermek icin farkli platformlarda Üstad in İsa as olduğuna dair kanaat adı altında yazilar yazan kimselerin olması kuvvetle muhtemeldir. Safiyane, garazsiz bir şekilde bu iddiayi destekleyenlerin bile bu iddianin nur talebelerinin umumunun fikri olmadiğini kesinlikle ifade etmeleri gerekir. Bu, nur talebeleri içinde olsa olsa azinlik bir grubun kanaati olabilir! Kur’an ve hadisler elinde olduğu halde ehl-i sünnet ve cemaat olan hak yola uymayan kanaatler beyan eden İslam firkalari olduğu ve bununla Kuran ve Hadisler mesul edilemeyegi gibi elinde Risaleler olduğu halde onun ruhuna aykırı böyle bir iddiada bulunanlarin olmasi da Risale- Nurlari mesul etmez, kirletmez. Risaleler ve muellif-i muhteremi böyle bir iddiadan beridirler.

    “Herhangi bir din âlimine, bir bahane ile peygamberlik isnadını yapmak, doğrudan doğruya İslâmiyete bir taarruz ve Kur’ana bir ihanettir. ”
    (Risale-i Nur – Emirdağ Lâhikası 2)

    *Hem böyle meseleler kanaat kaldiracak meselelerden değil. Bir kişiye Ebdal, Gavs, Muctehid, Muceddid hatta Mehdi gibi makamlar vermek kat’i delil istemez, zan işin içine girebilir ve şer’an mesul etmez. Fakat bir kişiye peygamberlik isnadi sarahat ister. Kanaat işin içine giremez, mesul eder.
    “Gelecegi haber verilen bir zat hakkinda yorum yapmak neden mesul etsin, oysa hadiste ummetinden olacağı haber verilmis zaten” deniliyor kimileri tarafindan. Oysa Üstad Hz. İsa’yi (as) ancak “mukarreb ve havassı” nin tanıyacağını, umumun taniyamayacagini söylüyor. Bu meselede net bilgimiz yok ise bu hal bizim “mukarreb ve havas”tan olmadığımızi ve Hz İsa’nin kim olduğunu tayin edemeyecegimizi ve etmek tesebbusunde bulunmamamiz gerektigini gösterir. Yani bu hadis herkese kendi Mesihini tayin etme yetkisini Asla vermez.

    Ben Üstada Zülkarneyn diyen bile biliyorum. Nasil ki zamaninda ye’cuc ve me’cucu durdurmak için set yaptı, şimdi de ahlakta ve hayatta zulmetli anarsiligi durdurmak için manevi set yapti deyip güya deliller göstermelere kadar bu hikaye gidebiliyor.

    “Peki ya Ustad mesihse, ona mesih degildir demek bir peygambere peygamber değildir demek anlamina gelip bizi mesul etmez mi?” Elcevab: Elbette hayır. Zira ancak peygamber nubuvvetini açıkça ilan edip, delil göstererek insanlari davet ederse ve insanlar kabul etmezlerse mesul olurlar. İsa mesih (as) Hz. Muhammed Efendimize (asm) tabi olup risalet vazifesiyle gelmeyeceginden böyle bir teblig-ilanat-davet yapmayacak ve ümmet onun risaletini tasdik etmek mecburiyetinde kalmayacak. Yani bir kişinin mesih olmadığını iddia etmek şer’an mesul etmez. Hele anne babadan dogdugunu bildiğimiz bir alime yapılan bu isnadi reddetmek hiç mesul etmez.

    * “Hadisler dogrultusunda her konuda inanip emin olunurken birtek bu noktada takilmak buyuk bir hata oldugunu dusunuyorum”
    “Rabbim bizleri ustada ve risalei nur lara tam teslimiyetle sarilmayi nasib eylesin”
    deniyor.

    Evvela…Asıl, ahirzamanla ilgili birçok hadisi te’vil edip de sıra buna gelince olduğu gibi kabul etmek hatadir. Bunu diyen kişinin, Mesihin zıplayinca ancak deccalin dizine yetistigi gibi hadislerin neden direk zahirine “inanip tam emin olmadığını” sormak gerekir. Ve üstad’in bu gibi hadislerin direk zahirini kabul edenleri neden ikaz ettiğini…?

    Ayrica bu fikir Nurlara ve Ustada teslimiyet degil yanlış yolda taassubtur. Teslimiyet-sadakat ile taassub aynı şeyler değildir. Bir zatta olmayan makamlari ona vermek de o zata hürmet değildir.

    *Yazari bilgi eksikliği ile itham eden kisinin
    Hz Isanın Peygamber Efendimizin şeriatiyla amel etmesinin onun soyundan olup Mehdi ile ayni kisi olabileceğini düşündürttügü neticesini nereden çıkardığını anlayamadim? Şeriatiyla amel edip ummeti olmak ile onun soyundan gelmenin bambaska seyler olduğu zahirdir. Bugün yüz milyonlarca müslüman peygamberimizin soyundan olmadigi halde ummetinden olup şeriatı ile amel etmiyor mu?

    -Mehdi ve mesihle ilgili Kulliyatta tek yer “La mehdi illa isa” imis gibi hareket etmek de gayet hatalı. Onların vazifelerinin farkli olduğuna delalet eden birçok yer var. Tum yerler objektif bir nazarla okunduğunda bu
    Zatlarin farkli kişiler olduğu kanaatini verecektir. Vazifelerinin birbiriyle munasebeti olduğu malum. Oysa bu ikisinin aynı kişiler olduğu anlamina gelmez. Biz de bugün Üstada talebe olma munasebetimiz dolayisiyla onun şahsi makamindan hissedar olabiliriz. Ama bu onun ile bizim makamimizi karıştırmaya sebep olup aramizdaki azim fark olduğu hakikatini değiştirir mi?

    -Şunu biliyoruz ki:
    bir makamda olmakla o makamin bir cilvesine mazhar olmak, o makamla munasebettar bir vaziyette bulunmak, o vazifenin bir nevinde istihdam edilmek… Hem velayet ve risalet tecellileri…

    Bunlarin farkli şeyler olup iltibasla vartaya düşmemek gerektiğini Üstad en güzel bir şekilde defaatle izah ve tarif ediyor kulliyatin farkli yerlerinde. Bunlari okudugunuz halde böyle bir yola tevessul etmek bizi mesul edecektir.
    Hem keşif ve kerametler, istihrac ve ictihadlar ancak Kur’an ve Sünnet yolu olan “Ehl-i Sünnet vel Cemaat” dusturlarinin mihengine vurularak kontrol edilip kabul edilebilir. Yoksa aldanir ve aldatiriz, bu meselede olduğu gibi.

    -Üstad hazretlerine mesih demek onun gökten indirilip bir annenin rahmine birakilip tekrardan doğması gibi acube bir isnad oluyor. “Cenab-i Hakkin kudretine ağır mi?” deyip hakkında delil olmayan bir iddiayi savunmak hikmete zittir. O zaman ben de derim ki “Aslinda ayni bedende hem isa hem ustadin ruhu var idi. Olur mu öyle şey demeyin. Cenab-i Hakkin kudretine ağır mı ki yapmasin?”

    Bu iddiam temelsiz bir isnaddan öte geçer mi?
    Zira bunu ima eden ne ayet ne hadis ne de baska bir rivayet var. Zorlama bir istihracdan baksa birşey olmaz. Mesihi ana- babadan doğurtmak acibliginin hangi delili vardir??

    Üstadin Hz İsa (as) olduğunu iddia edenler sadık talebeler değil sadık Müfritlerdir!

    Allah cümlemizi muhafaza buyursun, ehl-i istikamet eylesin. Amin.

    1. (Bu yaziyi önceden yazmıştım ama bir hata olmuş, yayınlanmamış. Tekrar yorum olarak yazayım dedim. Önce sorudaki, sonra yorumlardaki noktalara değinmek istedim.)

      S. Aleykum. Soruyu, cevabi ve yorumlari okudum. Üstad ile Hz. İsa (as) nin ayni kişiler olduğuna katilmak mümkün değil.

      Evvela soruda zikredilen noktalara bakarsak:

      1-“İsa ancak mehdidir.” ile biten hadis….

      Malumunuz ahirzaman hadiseleri ve mehdi-mesih-deccal-sufyan hakkindaki hadisler tevile,tefsire hatta bazen tabire muhtaç oluyor. Bu hadisin “İsa (as) ile Mehdinin ayni kişiler olmadigi” temelinde birçok te’vili mevcut. Şimdi hadisin sadece zahirine bakilarak bu hadisten açıkça bu hüküm (mesih ile mehdi ayni zatlardir hükmü) çıkıyor denmesi ahirzamanla ilgili diğer birçok hadiste de zahire takilmaya kapi açar, cevaz verir. Minare boyunda bir deccal bekleyenlere itiraz edemezsiniz. Üstad hz leri ahirzamanla alakali birçok hadisi mukemmel bir şekilde tevil ettiği ve biz onlari okuduğumuz halde bu hadise gelince “ifade açık” deyip zahirini esas kabul etmemiz nasil doğru olabilir ve talebeleri olan bize nasil yakışır?

      2-Üstadın yeme içme hususundaki hali…

      Kastedilen çoş az gıda ile geçinmek ise bu gibi haletlerin önceki evliyaullahta da olduğu bizzat kulliyatta ifade ediliyor. Hatta bunun “riyazet” adi altında bir ameliye (uygulama) haline geldiğini biliyoruz. Az yemek-içmek-konuşmak ile ilgili birçok büyük zattan da kesretli rivayetler varken bunu Üstada munhasirmis gibi kabul etmek hakikat olmasa gerek. Hatta lemalardaki şu ifadeler de bunu desteklemektedir:

      Kırk günde bir defa yemek yemesi, vaki’ olmuştur….Halet-i istiğrakıyesi, yemeye ihtiyaç görmediği için, ona nisbeten âdet hükmüne girmiştir. Seyyid Ahmed-i Bedevi (K.S.) nevinden “””çok evliyalardan””” bu tarz hârikalar mevsukan rivayet edilmiş.
      Risale-i Nur – Lem’alar(64)

      Eğer Ustadin az yeyip içmesiyle “yeme içme gibi beşeriyet levazimatiyle daimi mukayyed değil, istedikleri vakit bizim gibi yerler içerler” manasina ima var ise hatirlatmamiz gerekir ki bu tabir Birinci Mektupta izah edilen hayat tabakalarindan 2. Tabaka-i hayatta olan Hz Hizir ve Ilyas (aleyhimesselam) için gecmektedir. 3. Tabaka-i hayatta olan Hz. İsa as ile Hz Idris as için “beseriyet levazimatlarindan tecerrud” ifadesi geçer, yani yeme içme gibi levazimatlari yoktur, tecerud etmişlerdir. Melekler gibi…

      Soruyu soran mektubattaki bu kısma atfen böyle birşey söylemiş ise yine tutmuyor, isabetsiz oluyor.

      3-Ayet-ül kübra…

      Ayet-ül Kübrada 33 mertebede tevhid isbat edilmiştir ve bir şaheserdir. Muceddidlerin en muhim tecdidlerinin iman hususunda olduğunu biliyoruz. Ustadin da elbette iman hususunda en muhteşem tecdidi yapması gayet makul ve vazifesinin de lüzumudur. Önceki asirlardan da bu en azim bir meseleye işaretler edilip medih ve senalar edilmesi de gayet tabiidir. Zira İslam in esaslarina şiddetli ve sistemli hücum zamaninda esasati muhafaza etmek hizmeti asirlar öncesinden isaret edilmeye layık azim bir hadisedir. Mesele mesihiyet ile munasebeti olmaksizin bile bu senalara layiktir.
      Hem Hz. İsa’nın da geldiği vakit bu eserleri esas tutup küfrün hıristiyaniyet aleminden ihracına çalışması da gayet makuldür. Zira tevhidi bu asırda Risale-i nurlar gibi tesirli bir şekilde ders veren görünmüyor.
      Bunun için bu 2 zatin ayni kişiler olma zorunluluğu yoktur ve bu mana da çıkmaz. Mesihin mehdiye tebaiyetinin Ustadin risaleye tabi olması ile izahi ise yapılabilecek talihsiz, tekellüflü, isabetsiz yanlış bir tevilden ibarettir.

      4- Rüya ile fıkhi meselelerde bile amel edilmezken böyle ince, itikada temas eden bir meselede delil olarak zikredilemez zaten. “Ya aslinda rüya delilleri de var ama zikretmiyorum” demenin hiç lüzumu ve kıymeti yoktur.

  5. M. Ali KAYA
    Peygamberimiz (asm) “Mehdi benim soyumdandır” buyurur. Hz. İsa as ise babasız olarak Hz. Meryem’den doğmuş 30 yaşında peygamber olmuş ve 33 yaşında göğe ref olunmuştur. Peygamberimizin (sav) soyundan da değildir. Çünkü Peygamberimiz (asm) Hz. İsa’dan 500 sene sonra gelmiştir. Şimdi bu bilginin neresi yanlıştır?

    Hz. İsa (as) Şeriat-ı Muhammediye ile amel edecek ise ki öyledir. O zaman Peygamberin soyundan olmayan ve 500 sene önce gelen babası olmayan hz. İsa (as) ölmeden göğe çıkartıldığı için göğe çıkaran onu tekar yere indirmez mi? İnince kimin şeriatı ile amel edecek? Elbette Peygamberimizin şeriatı ile… Bu da sahih hadislerle sabit. Mehdi ile görüşecek bu da hadislerle sabit. Mehdi Bediüzzaman ise o zaman Bediüzzaman’ın arkasında namaz kılacaktır. Bu durumda hangi akıllı – aklını kafasından çıkarıp atmadan – “Mehdi hem İsa hem Mehdidir” diyebilir… El İnsaf ve’lAklıl… Biraz akıllı olalım… islam akıl dinidir. “Akıl ile nakil tearuz etse akıl esas alınır nakil tevil olunur” dini ve şer’î kuralını da unutmayalım… (M. Ali KAYA)

YORUM YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir