ANASAYFA TEZLER GÜNAH PSİKOLOJİSİ ve STRESS
GÜNAH PSİKOLOJİSİ ve STRESS

GÜNAH PSİKOLOJİSİ ve STRESS

37.25K
0

(GÜNAHLARIN FERDİ VE SOSYOLOJİK TAHRİBATI VE ÇARELERİ)

 M. Ali KAYA

(Yeni Asya Neşriyat Araştırma Merkezi)

“İlmî araştırma yapmak ve derin meseleleri çözmek cihattır.”

(Hz. Ömer (ra))

 

GİRİŞ:

“Asıl musibet dine gelen musibettir.” (Bediüzzaman)

“Her günah içinde küfre giden bir yok vardır.” (Bediüzzaman)

“Ölümden korkma! Günah işlemekten kork!” (Lâ Edri)

 

Allah’ın huzurundan kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlarım…

 

Peygamberimiz (asm) kalbini göstererek üç defa “Takva buradadır!” buyurdular. (Müslim, Birr, 32.) Sonra “Allah sizlerin suretlerinize, mallarınıza bakmaz; ancak kalbinizdeki niyetlerinize, ihlasınıza ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 33) buyurdular.

İnsanların mükerrem varlık olmaları, kemâle aşık olmalarından ve kemâlata yönelmelerindendir. Kemâle ulşamanın yolu da aklı aydınlatan ilim, kalbi nurlandıran iman ve ibadetten geçer. İnsanın bedenindeki kalp nasıl hayat için en mühim organ ise ruhun manevi kalbi de tüm iyi niyet ve duyguların kaynağıdır. Bu nedenle peygamberimiz (asm) “İnsan bedeninde bir parça et vardır, o iyi olursa tüm azalar iyi olur, o bozuk olursa tüm azalar bozuk olur. Dikkat edin o kalptir.” (Buhari, İman, 39.) buyurmuşlardır.

Kalbin iman konusunda tatmin olması çok önemlidir. Nitekim İbrahim (as) yüce Allah’tan ahirete iman ve ölülerin dirilmesi konusunda kalbinin tatmin olmasını istemiştir. (Bakara Suresi, 2: 260.) Kalp tatmin olunca bütün kemalatın membaı haline gelir.

Kalb nazargah-ı ilâhidir. Bu nedenle kalbe “Beytullah” yani Allah’ın evi denilmiştir. Bediüzzaman bu hususu “Batın-ı kalb ayine-i Sameddir.” (Sözler, 2005, s. 1043.) ifadeleri ile açıklar. Kalb sadece sevgisini Allah’a vermekle tatmin olur. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur.” (Rad Suresi, 13:28.) buyurur.

Kalb adı üzerinde değişgendir. Devamlı olarak değişir. Allah’tan iyiye doğru değişmesi için dua etmelidir. Peygamberimiz (asm) “Ey kalpleri değiştiren Allahım! Kalbimi din-i İslam üzere sabit kıl!” (Tirmizi, Daavat, 89, 124; Kader, 7; İbn Mace, Mukaddime, 13.) diye dua ederdi.

 

  1. Kalbin Günahtan Temizlenmesi

Kalbde iyi ve güzel tecellilerin oluşabilmesi için onu kötü düşüncelerden temizlemek gerekir. İyi düşünceler nurdur, aydınlıktır; kötü düşünceler ise zulmet ve karanlıktır. Aydınlık gelince karanlık gider. Bu nedenle insanın düzelmesi için “Niyetini” düzeltmesi gerekir. Kalb kötü niyetten ve kötü düşüncelerden, günah sevgisinden temizlendikten sonra orayı nurani güzel niyetler, imana ait düşünceler ve hayırlı amel sevgisi, peygamberler, evliyalar ve Allah sevgisi ile doldurmalıdır.

Hak dostu Şemsettin Sivasi bu hususu çok veciz ifade eder…

“Vâsıl olmaz kimse Hakk’a cümleden dûr olmadan

Kenz açılmaz şol gönülde tâ ki, pürnûr olmadan

Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hakk

Pâdişâh konmaz saraya, hâne mamûr olmadan.”

 

  1. Kalbin Nifaktan Temizlenmesi

Nifak kalpte bulunan bir hastalıktır ki iman zayıflığından kaynaklanır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde  “İnsanlardan öyleleri vardır ki Allah’a ve ahiret gününe inandık derler ancak onlar gerçekten inanmamışlardır. Onlar bununla Allah’ı ve mü’minleri aldatmak isterler; ancak kendilerini aldatırlar. Onların kalplerinde hastalık vardır.” (Bakara Suresi, 2: 11-13.) buyurur. Demek ki nifak kalbde buluna bir hastalıktır ve iman hakikatleri ile tedavisi lazımdır.

Bunun için peygamberimiz (asm) öncelikle kalpleri ve inançları düzeltmekle işe başlamıştır. Kalpleri bozuk adamlarla, hastalıklı kalplerle ne insanları, ne dünyayı değiştirmek mümkün değildir. Kendisini değiştiremeyen kimseye tesir edemez. Bediüzzaman “Kendi nefsini ıslah etmeyen bir başkasını ıslah edemez” buyurur.

Bir insana hakim olmak onun kalbine hakim olmak demektir. Kalbine hakim olamadığınıza asla hükmedemezsiniz. Bu nedenle dinin hakimiyeti kalpler üzerinde hakim olmuştur. Peygamberler ve İslam büyükleri “Kim olursan ol gel!” demişlerdir. Ancak geldikten sonra “inancını düzelt, yeni bilgiler öğren, yanlışlardan kurtul, doğru inanan ve hakkı kabul eden yeni adamlar olun, kalbinizi temizleyin, hastalıktan ve nifaktan kurtulun öyle gidin.” demişlerdir. Okula ve eğitime gelmek bilgilerini, inancını ve davranışlarını değiştirmek içindir. Her okul ve eğitim yuvası da herkese gelin der; ama geldiğiniz gibi kalın demez. Mevlanâ da Bediüzzaman da “Kim olursanız olun gelin! Ama, geldiğiniz gibi kalmayın, yeni adamlar olun gidin!” demişlerdir.

Kalb küfür ve nifaktan, günahtan ve günah sevgisinden kurtulmadıkça temizlenmez ve oraya Allah sevgisi ve korkusu yerleşmez.

Allah kainattaki vahdaniyet-i ilahiyeyi ispat eden tekvini ayetlere gözlerini kapayan, Kur’ân-ı Kerimdeki tavhidi ders veren ve kainat kitabındaki tekvini ayetler göstererek izah ve ispat eden ayetlere kulaklarını tıkayan, kalplerini küfür ve nifak ile kirletenlerin kalplerindeki nifak ve fıskın dışarıya taşıp başkalarına sirayet etmemesi için mühürleyerek kapattığını ifade etmektedir. “Allah onların kalplerini mühürlemiştir.” (Bakara Suresi, 2: 7.) ayetinin anlamı budur.

Evet, kalp müstakim olursa beden de müstakim olur, göz de istikametli bakar, kulaklar da Hakkın sesini duyar, akıllar da istikamet üzere hareket eder.

 

  1. Günah Psikoloji

Günahların sel gibi insana hücum ettiği ahir zamanda yaşıyoruz. Dünya sevgisi ve meşguliyeti ile Kur’andan ve ahiretten çok uzaklaşmış bulunuyoruz. Rahatla yaşamak, dünyevi fantaziye ve oyunları ile meşguliyet “günahtan kaçma” hassasiyetimizi de kırmış bulunmaktadır.

Kötü, ayıp, şer ve günah bütün dinlerde vardır ve bu Allah’ın insanlara öğretmesi ve peygamberlerin talimi ile insanlar arasında yerleşmiştir. Bu nedenle dinin kesin “Haram” saydığı ve yasakladığı şeylerin tamamı kötüdür, şerdir ve günahtır. İyi ve kötünün, hayır ve şerrin ölçüsü Allah’ın emri, peygamberin sünneti, toplumun iyi veya kötü görmesi ve insanda bulunan “Vicdan”dır. Hıristiyanlık dahi “Vicdanı” Allah’ın sesi olarak kabul eder.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri kalbi anlatırken “Kalb bir latife-i Rabbaniyedir ki mazhar-ı hissiyatı vicdan, ma’kes-i efkarı dimağdır.” (İ. İ’câz, 85) demektedir. Demek ki kalbin his alanı vicdan, fikir alanı dimağ denen akıldır ve her ikisi “Vicdan”da toplanarak “İnsaf” denen duyguyu oluşturur. İnsaf ise dinin yarısıdır.

Peygamberimize (asm) “İyilik ve kötülük nedir?” diye sorulunca “İyilik kendisi ile kalbinizin inşirah duyduğu, rahat ettiği fiil ve davranışlardır. Kötülük ve günah ise kalbini ve vicdanını tırmalayan şeydir. Bu nedenle müftüler sana fetva verseler de sen vicdanına ve kalbine danış!” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4: 227.) buyurmuşlardır. Yine “Günah kalbinizi rahatsız eden şeydir.” (Gazali, İhya, 3:99.) buyurmuşlardır.

Peygamberimiz (asm) “Bir şeyi yapacağın zaman şayet o konuda Allah’ın bir emri ve yasağı yoksa kalbine sor. İyilik kendisi ile kalbin rahat ettiği şeydir. Günah ise kalbini tırmalayan, gönlünüzün ve kalbinizin reddettiği şeydir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4: 226.) buyurmuşlardır.

 

  1. Vicdan Allah’ın Varlığına Delildir

Bediüzzaman hazretleri “Vicdanı” Allah’ın varlığını gösteren dört delilden birisi olarak sayar. (Mesnevi, 398.) Diğer üç delil kainat kitabı, peygamberimiz (asm) ve Kur’ân-ı Kerimdir. (Sözler, 370.) Bediüzzaman “Alem-i gayb ve şahadetin nokta-i iltisakı ve berzahı ve iki alemden birbirine gelen seyyaratın mültekası vicdan denilen fıtrat-ı zişuurdur. Evet, fitrat-ı vicdan akla bir penceredir tevhidin şuaını neşreder. Akıl tatil-i eşgal etse, nazarını ihmal etse de vicdan Sanii unutmaz.” (Nokta, 7.) demektedir. Bu nedenle İslam büyükleri vicdanı Allah’ın varlığını haykıran bir duygu olarak ifade etmişlerdir.

Vicdan Allah’ın varlığına delil olduğu gibi iyi ve kötünün de ölçüsüdür. Bu nedenle müftüler fetva da verseler günahalarla bozulmamış, batıl inanç ve itikatlarla değişmemiş saf bir vicdan günahtan ve kötülükten, hayır olmayan şeyden rahatsız olur.

 

GÜNAH ve İNSAN İLİŞKİSİ

  1. İnsan neden günah işler?

İnsanın fıtratına kötülüğü isteyen ve günahtan hoşlanan “nefis” denen bir duygu konmuştur. İnsan nefis sayesinde hayır ve şer işlemeye uygun olarak yaratılmıştır. İnsanda vicdan, merhamet gibi müspet duygular bulunduğu gibi, müsbete yönlendirilebilen ve bu durumda pek çok hayır ve iyiliklere sebep olan şerre yönlendirilince şerre sebep olan akıl, öfke ve şehvet gibi duygular da vardır. Allah pek çok hayır için bu duyguları insanın fıtratına koymuştur.

İnsanda hissiyat galip olunca akla ve imana galebe çalarak insanı günaha iter. Cenab-ı Allah imtihan gereği olarak günahların içinde zehirli bal hükmünde bir lezzet-i menhuse koymuştur. Onun zevkine aldanarak günaha giren kişi zehrin tesiri ile uzun süre karın ağrısı çeker. Ehl-i iman da “Ahireti bildikleri ve iman ettikleri halde dünyayı severek ve isteyerek bilerek ahirete tercih eder, kırılacak şişeye baki elmasların fiyatını verir. Akıbeti görmeyen kör hissiyatın tesiriyle hazır bir dirhem zehirli lezzeti ileride bir batman safi lezzetlere tercih ederek günahlara girerler. Bu ise bu zamanın bir marazı ve bir musibetidir.” (Tarihçe-i hayat, 271.) Bediüzzaman bu hususları bize hatırlatarak ehl-i imanı ikaz etmektedir.

İnsanda nefse bağlı bir kör hissiyat vardır ki bu ileriyi ve akıbeti görmez. “Muaccel hazır bir dirhem lezzeti, müeccel gaib bir batman lezzete tercih ettiği gibi, hazır bir batman korkudan ileride bir sene azaptan daha ziyade korkar ve çekinir. Hem insanda hissiyat galip olsa aklın muhakemesini dinlemez, heves ve vehmi hükmederek en az ve ehemmiyetsiz bir lezzet-i hazırayı ileride gayet büyük bir mükafata tercih eder. ve az hazır bir sıkıntıdan ileirde büyük bir azab-ı müeccelden daha ziyade çekinir. Çünkü tevehhüm ve his ve heves ileriyi görmüyorlar, belki inkar ediyorlar. Nefis dahi yardım etse mahall-i iman olan kalb ve akıl susarlar mağlup olurlar.” (Lem’alar, 70.) Bunun içindir ki batılılar “Peşin beş kuruş, veresiye beş liradan iyidir” demektedirler.

Bu izahlardan anlaşılacağı gibi insanın günah işlemesinin en mühim saiki ve sebebi haramda bulunan zevk-i nefsani ve insan nefsinin de hazır lezzeti ileride gelecek lezzetlere tercih etmesidir. Bu nedenle peygamberimiz (asm) “Mü’min zina ederken mü’min olarak zina etmez, çalarken de mü’min olarak çalmaz, içerken de mü’min olarak içmez. Fakat bundan sonra tövbe arzolunmuştur.” (Müslim, 1: 118.) buyurmuşlardır. Hadis-i şerifte günah işleyen “Kafir olur!” denilmemektedir. Ancak “Mü’min olarak bunu yapamaz, kalbindeki iman hissiyata mağlup olur da günaha girer. Sonra aklı başına gelir ve iman yeniden galip olur da kişi tövbe eder.” manası anlaşılmaktadır.

 

  1. İnsan Günahtan Nasıl Korunur?

Mü’min hissiyatına mağlup olarak günahlara girebilir; bu nedenle tövbe ve istiğfar emredilmiştir. Günahı imansızlığından dolayı işlemez, hissiyatına mağlup olarak işler, sonra yine iman galip gelir ve tövbe eder. Bu nedenle büyük günah işleyenin imanı devam eder, küfre girmez, ancak isyan ettiği için günahkar olur, tövbe ederse Allah affeder.

Günahlar manevi hastalıklardır. Peygamberimiz (asm) “Her hastalığın bir ilacı vardır. Günahın ilacı ise istiğfardır.” (Ö. N. Bilmen, 500 Hadis, H. No: 336.) buyurmuşlardır. Yine peygamberimiz (asm) “İnsanlar hata işlerler, hata işleyenlerin en hayırlısı tövbe ve istiğfar edenlerdir.” (Age, H. No: 281.) buyurmuşlardır.

İnsanın elbisesi ve evi zamanla kirlendiği gibi ruhu ve kalbi de oradan buradan gelen günahlarla ister istemez kirlenir. Aklı da kabul etmese ve benimsemese dahi kulağı ile duyduğu ve gözü ile okuduğu, şeytanın vesvesesi ile kalbine üflediği çeşitli fikir ve düşüncelerle kirlenir ve bozulur. Onların insan ruhunda yaptığı tesiri izale edecek olan tövbe ve istiğfardır. Hak ve hakikate kulak vermek, Kur’an ve Hadis okumak ve İman hakikatleri ile aklı, kalbi ve ruhu yeniden temizlemek, yıkamak ve bozulan yerleri tamir etmek gerekir. Bu nedenle peygamberimiz (asm) “Yaptığın bir kötülüğün ve işlediğin bir günahın arkasından hemen tövbe et ve bir iyilik yap ki o günahın tesirini ve zararını izale etsin! Hem her taş ve ağacın altında Allah’ı zikret ki orası nurlansın.” (M. Ehadis-i Nebeviyye, s. 32.) buyurmuşlardır.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Allah tövbe edip hayırlı ve salih amel işleyenlerin günahlarını sevaba çevirir. Allah çok affedici ve çok merhametlidir.” (Furkan Suresi, 25: 70.) Bu ayette yüce Allah insanı günaha götüren kabiliyetlerin tövbe ve ıslah ile iyiye çevrilmesi halinde bu defa sevaba ve hayra sebep olacağını ifade ediyor.

 

  1. Günahta Israr Edenin Durumu

Mü’minin günah işlemesi imansızlıktan değil, hissiyata mağlup olmasından, şeytanın hile ve desiselerine kapılmaktan, ehl-i dalalet ve küfrün oyununa gelmekten kaynaklanmaktadır. Zira “insan zayıf yaratılmıştır.” (Nisa Suresi, 4: 28.) Zayıf yaratılması ise insanın Allah’a olan ihtiyacını hissetmesi ve Allah’a sığınması hikmetinden kaynaklanmaktadır.

Peygamberimiz (asm) “Cebrail (as) bana ‘Şirk koşmadan ölen kişiye cenneti müjdele!” dedi.” Ben ‘Zina etse ve hırsızlık etse de mi?’ dedim. Cebrail (as) bana “Hırsızlık etse de zina etse de…’  dedi.” buyurmuşlardır. (Müslim, 1: 141.) Bununla beraber kişi günahından tövbe etmez ısrar eder ve açıktan işlemeye başlarsa imanına zarar gelir ve zamanla kalbi karararak imandan mahrum kalabilir ve inkar çukuruna düşebilir. Nitekim Bediüzzaman “Her günah içinde küfre gidecek bir yol vardır.” (Lem’alar, 21.) buyurur.

Bu nedenle günahından istiğfar etmeyen ve ısrarla işleyen kişinin zamanla imanını kaybetme tehlikesi vardır. Ancak günahını sevmeyerek ve istemeyerek yapmak zorunda kalan, geceleri ve seherlerde dua ve istiğfara devam edenler günahlarından dolayı cehenneme girseler de imanları sebebiyle peygamberin (asm) şefaati ile cehennemden kurtularak sonuçta ebedi kalmak üzere cennete gireceklerdir.

Peygamberimiz (asm) “Günahlar küfrün elçisidir.” (Aclunî, Keşfu’l-Hafa, 2: H. No: 2317.) buyurmuşlardır.  Evet, “Günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra, tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ısırıyor.” (Lem’alar, 21.) buyurur Bediüzzaman.

Yüce Allah günahların kalbi kirlettiğini ve paslandırdığını “Onların kazandıkları günahlar kalplerini paslandırmıştır.” (Mutaffifin Suresi, 83: 14.) ayeti ile bize haber vermektedir. Peygamberimiz (asm) bu ayeti açıklarken “Kişi günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur.” (Müslim, 1: 141.) buyurmuşlardır. Günahlar tövbe ile imha edilmezse kalbi siyahlandıra sihaylandıra karartır. İmanı nuru etkisini kaybeder. Daha iman tesir etmemeye başlar. Sonuçta kişi imanın gereğini yapmayarak Allah korusun bir şüphe ve ve şeytandan gelen vesveselerle ahireti ve cehennem azabını inkar ederek imansız ölebilir.

 

  1. Kişiyi Günahtan Nasıl Vazgeçirebiliriz?

Kişiyi günahtan vazgeçirmek için yalnız başına iman ve ilim yeterli değildir. Kişi inandıktan sonra, Allah’ı tanısa da günahın cehennem azabını netice verdiğini bildiği halde “Allah effedicidir, ileride tövbe ederim ve Allah affeder. Hem cehennem daha çok uzaktır, cennet de öyle!” diyerek nefsin aldatması ile şeytanın tuzağına düşer ve hilelerine aldanabilir. Ölümün ne zaman geleceği bilinmediği için gaflet anında yakalanıp sonunu hazırlayabilir. Ama bu ihtimaller nefsi günahından vazgeçirmez. Alışkanlık kazanmışsa onu terk etmesi gerçekten çok zor olur.

Ancak günahların, fenalıkların ve haram lezzetlerin içerisinde manevi elîm elemleri gösterip hasenat ve güzel amellerin içindeki cennet lezzeti gibi manevi lezzetler bu dünyada da bulunduğunu ispat ederek nefsi ikna etmek mümkündür. Günahların çirkin sonuçlarını ve hasenatın leziz lezzetlerini bu dünyada da göstererek nefis ve hissiyatı mağlup etmek ve günahlardan vazgeçirmek mümkündür. (Hutbe-i Şamiye, 6-7.) Bu zamanda bu yolu takip etmek gerekir. Akıl ve ilmin hakim olduğu bu zamanda aklı ikna eden metotla nefsi de kötülükten vazgeçirmek mümkündür.

Bu zamanda ferdin imanını takviye etmek, taklitten tahkika çıkarmak gerekir. Zira, Allah’a iman etmek Kur’ân-ı Kerimin ders verdiği şekilde Allah’ı sıfatları ile tanımak, isimlerinin kâinattaki tecellilerini görerek, hissederek akla ve kalbe tasdik ettirmekle nefsin hizmetine giren hissiyatı, aklın ve imanın hizmetine sokmak mümkündür. Allah’ı tanımak Allah’ın elçilerini ve emirlerini tanımak şeklindedir. Yoksa bir Allah var dedikten sonra işlerini tabiata ve tesadüfe verip sebepleri merci tanımak, günahları işleyip haramlardan kaçmamak peygamberin bize anlattığı kamil bir iman değildir.

İman ile kişinin amelleri arasında doğrudan bir münasebet vardır. İman-ı tahkiki, akıl, kalp ve vicdanı birden harekete getirir, his ve hevese karşı mücadele ettirir. Allah’ın dünyada vereceği ceza yanında ahiretteki cezasını da ona hatırlatır. Nefis ve hevesten gelen meyelanı geri aldırır. İman kalpte ve kafada daima manevi bir yasakçı bırakır. Fena meyelanlar hissiyattan ve kötü meyiller nefisten çıktıkça “yasaktır!” der tardeder ve kaçırır. (Hutbe-i Şamiye, 67.)

Evet insanın fiilleri, kalbin ve hissin temayülünden çıkar. O temayülat ruhun ihtisasatından ve ihtiyacatından gelir. Ruh ise kendisini çekmeye çalışır. İmanla Allah’tan korkan ruh ve kalp kör hislere aldanarak günaha girmezler.

 

GÜNAH VE KABİLİYET İLİŞKİSİ

Özellikle müslümanların psikosomatik hastalıkların en önemli sebebi işlenen günahlardır. Azmin, şevkin ve başarının kaynağı da günahtan kaçmak ve ibadetten kaynaklanmaktadır.

Günah inancın tersini yapmaktır. İnancına aykırı hareket edenin ruh dengesi çatışma ve çelişkilerle bozulur. Çelişkinin sebebi yine günahlardır. Günah ayrıca fıtrata aykırı davranmaktır. Fıtrat fıtri olmayan şeye karşı tepki duyar, reddeder ve atar. İşlenen günahlar insanın his dünyasını da altüst eder. Bundan can sıkıntısı denen “Stres” meydana gelir.

Sres şiddete sebeptir. Stres insanın sinir sistemini, akli ve hissi dengesini bozar. Beyinle olan iletişimi bozulur ve bundan hafıza kaybı ve  “unutkanlık” meydana gelir.

Kişi tövbe etmediği ve günaha devam ettiği sürece sinir sisteminde ve hafıza üzerinde kötü etki yapar. Düşüncesi zayıflar, karar verme gücü azalır. Şiddet insanın iç alemine yönelirse ruhunu tahrip eder ve psikolojik rahatsızlıklara sebep olur. Dış aleme yönelirse topluma zarar verir, asayişi ihlal eder, cana ve mala zarar vermeye başlar.

Yapılan araştırmalar inançlı insanların daha sağlıklı oldukları, zorluklara daha çok dayandıkları, hadiselerden daha az etkilendiklerini ortaya çıkarmıştır. Kişinin inandığı gibi yaşaması huzur ve saadetin kaynağıdır. Bu sebeple Bediüzzaman “Hayatın zevkini ve lezzetini isterseniz hayatınızı iman ile hayatlandırın, feraizle ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.” (Sözler, 238.) demektedir.

Haramlardan ve günahlardan kaçan mü’minin morali, şevki, heyecanı ve huzuru yükselir. Savunma mekanizmaları her nevi mikrobu yenebilecek şekilde güçlenir. Şuuraltı düzgündür, çelişki yaşamaz böylece daha uyanık ve daha zeki olur. Aklı daha güzel çalışır. Zekası inkişaf eder, büyük sorumlulukları yüklenecek cesareti kendisinde bulur. Hikmet ehli demişlerdir ki: “Bedenin rahatı az yemekte, lisanın rahatı az konuşmakta ve kalbin rahatı günahlardan uzak durmaktadır.”

İnsanın sıkıntı ve stresten kurtulmasının en emin yolu insanların mihnetinden, borçtan ve günahlardan uzak durmak ve işlenen günaha hemen tövbe ve istiğfar etmektir. peygamberimiz (asm) “Bazen kalbimi siyah bir bulut kaplar da günde yüz defa istiğfar ederim” (Tirmizi, Tefsir, 48.) buyurmuşlardır.

Peygamberimiz (asm) “Dünyada rahat yoktur; ancak rahat Kur’an-ı Kerim tilavet etmek, Allah’a ibadet etmek ve dostlarla sohbet etmektedir.” buyurmuşlardır.

Sonuç olarak günahlar insanın kabiliyetlerini öldürür veya dumura uğratırken günahtan kaçınmak, ilim, zikir ve fikir gibi zihni ve akli meselelerle meşguliyet ve ibadet aklını ve zekasını açar, kabiliyetlerini inkişafe ettirir.

 

STRES ve İSLÂM

Çağımızın nefsani arzuları tatmin etmeye yönelik olan hayat tarzı nefsi şımartırken, akıl, ruh ve kalbi duyguları tahrip etmektedir. Bunun sonucu olarak ruhi bunalımlar, hastalıklar ve stres denen can sıkıntısı ve ondan kaynaklanan içe ve dışa yönelik şiddet kişiyi ve toplumu rahatsız etmeyi netice vermektedir.

  1. ve II. Dünya Savaş tecrübelerini yaşayan insanlık “Barışı” ve barışı sağlayacak olan “Hürriyetçi Demokrasiyi” esas almış “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” ile “Hukukun Üstünlüğünü” kabul etmiştir. Ancak “Teröre” çare bulamamıştır. Ayrıca ruhi sıkıntılardan ve stresten kaynaklanan “Trafik Kazaları” terörden ve savaştan daha çok can kaybına sebep olmaya devam etmektedir.

Dünya sevgisini ve geçici dünyada, kısa bir ömürde, sınırlı kaynaklara sahip olan insanlık daha rahat ve konforlu bir hayat için “menfaat” kavgasına başlamış, muhabbet, uhuvvet ve yardımlaşma ile daha iyi yaşanabilecek dünyayı, hırs, bencillik ve menfaat duyguları ile cehenneme çevirmiştir. İnsan sevgisi yerini eşya sevgisine terk etmiştir. İnsana hizmet etmesi gereken eşya, insanı esir almış ve kendisine hizmetkar yapmıştır. İnsanların idealleri ve hedefleri basitleştikçe kendisi de basit bir varlık haline gelmiştir.

Topluma hizmet aracı olan siyaset menfaat aracı haline gelmiş, bu da toplumun siyasi ve ekonomik güç odakları tarafından sömürülmesini, her nevi haukukun ihlal edilmesini netice vermiştir. Bu durumda ister istemez sinirler gerilmiş, toplum birbirini anlamaz olmuş, sesler ve gürültüler yükselmiş, stres ve şiddet artmıştır. Bu hayhuy ve gürültü içinde nasihlerin nasihati ve ulemanın sesi duyulmaz olmuştur.

 

Stres Nedir?

İnsan dış etkilere karşı duyarlı bir varlıktır. İyi ve kötü her şeyden etkilenir. Bu etki hem ruhen hem bedenen tesirini gösterir. Bakteri ve mikropların vücudun dengesini bozması gibi ruh yapısını bozan korku, endişe, heyecan ve üzüntü de stresi doğrurur.

Stres ruh ve beden dengesinin bozulmasıdır. İnsanı güçsüz ve çaresiz bırakır. Uzun süre stres kalp krizi, hipertansiyon, damar sertliği, ülser, migren, cinsel soğukluk ve kanser gibi hastalıkları da tetikler. Stres ayrıca psikolojik rahatsızlıkların da sebebidir. Anormal, şuursuz davranışlar ve aklî dengesizlikler stresin neticesidir. Aşırıya kaçan stres inancı zayıf insanlarda intihar vakalarına da sebep olmaktadır.

Uzun süren stres insanların dişlerini döker, saçlarını beyazlatır, hoşgörüyü azaltır, sinir ve öfke krizlerine sebep olur. Böyle birinin ne zaman ne yapacağı belli olmaz. Bütün bunların asıl sebebi ise inançsızlık, maddeperestlik, hırs, kanaatsizlik ve dünya sevgisi ve aşırı hayalciliktir. Nitekim M. Hamdi Yazır “Allah’ı bilmeyen dünyaya sarılır. Dünyayı bilmeyen hülyaya sarılır. Hülyaya sarılan hakikate darılır.” demiştir.

İnsan düşünen, seçim yapan, karar veren ve ne yaptığının farkında olan bir varlıktır. Halife-i arz olduğu için yeryüzünü tanzim etmek, diğer varlıkları ve insanları idare etmekle görevlidir. Bu nedenle yapısı ve ihtiyaçları diğer varlıklardan çok farklıdır. Sadece maddi ihtiyaçlarının karşılanması ile huzur ve mutluluğa kavuşamaz. Zira insanın bedeni gibi ruhu ve duyguları da vardır. Beden gıdasını almadığı zaman zaafa uğrayıp hastalandığı gibi ruh da gıdasını almazsa zayıflar ve hastalanır. Ruhun hastalığından beden ve bedenin hastalığından da ruh etkilenir.

İnsanın ayrıca nefsani arzuları vardır; şeytanın vesvese ve fitnelerine maruzdur. Münafıkların hileleri, din düşmanlarının taarruzları ile de karşı karşıyadır. Ayrıca kendisini kıskanan dostlarının tuzaklarından da korunmak durumundadır. Bu durumdaki bir insanın saadet ve mutluluğu ancak her şeyin sahibi olan Allah’a iman etmek ve “Tevekkül” ile ona güvenmek ve ibadet ile ona yönelmek ve istiaze ile Allah’a sığınması gerekir. Rahatı ve huzuru ancak Allah’a ibadete bağlıdır. Bu nedenle Kur’ân-ı Kerim “Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle tatmin olur!” (Rad Suresi, 13: 28.) buyurmuştur.

Bütün bu gerçeklerin ışığında baktığımız zaman stresin sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:

  1. Hayatın ve dünyanın mahiyetini bilmemek
  2. İman zaafından gelen gaflet
  3. Aşırı hayaller, ani sevinç ve üzüntüler
  4. Aile bağlarının zayıf olması
  5. Uyuşturucu, alkol ve kumar belası
  6. Savaş, deprem ve sel gibi sosyal felaketler
  7. Şehir ve çevre gürültüsü
  8. Tv, basın ve yayınların etkisi
  9. Geçim derdi ve sıkıntıları
  10. Banka kredileri ve kredi kart borçları
  11. Siyasetin çirkin propoganda ve yalanları
  12. Özenti, moda ve tiryakilik
  13. Öfke ve sinirlilik halleri
  14. Yalnızlık ve kendini yalnız hissetmek
  15. Akraba, eş, dost ve halkın sıkıntı ve zulmü.

 

İNSANIN SAADET VE ŞEKAVETİNİN SEBEBİ

İnsanın saadet ve şakavetinin iki önemli sebebi vardır. Birincisi hayat anlayışıdır, ikincisi ise dünya görüşüdür.

  1. Hayat Anlayışı: Günümüzün insanı hayatı doğumla ölüm, mutfakla tuvalet arasında sıkışmış bir zaman dilimi olarak görmektedir. Hayatı yemek, içmek, giyinmek ve eğlenmekten ibaret gören bu anlayışta insan basit bir canlı konumundadır. Maaş, ev, araba ve eğlence gibi basit hayallerini gerçekleştirenler kendilerini mutlu hissederken, gerçekleştiremeyenler büyük bunalımlara girmektedirler.

Halbuki peygamberimiz bir hadis-i kutside “Kim geçici bir hayatı, fani bir nimeti devamsız bir zevki seçerse kendisine zulmetmiş ve Rabbına isyan etmiş, ahireti unutup dünyaya dalmış olur.” buyurmuştur.

 

  1. Dünya Görüşü: Ebedi dünyada yaşayacakmış gibi dünyaya değer vermesi günümüz insanının dünya görüşünü yansıtmaktadır. Günümüz insanı hayatı sadece dünya hayatının kazanılması için verilmiş olduğunu düşünmektedir. Dünyanın fani olduğunu ve ölümü hiç düşünmemektedir. Yüce Allah insanları ikaz etmekte ve “Sakın dünya hayatı sizleri aldatmasın!” (Fatır Suresi, 35: 5.) buyurmaktadır. Gerçekte peygamberimizin (asm) buyurduğu gibi “Dünya ahiretin tarlasıdır.” Burada ekmek ahirette biçmek içindir. Hayırdan ve şerden her amelin ahirette bir karşılığı vardır. İnsan bu gerçeği bilerek ve düşünerek hareket etmesi ve amel işlemesi gerekir.

Peygamberimiz (asm) bir başka hadislerinde “Dünyada bir garip bir yolcu gibi ol!” buyurur. İbn Ömer (ra) de şöyle derdi: “Akşamı ettin mi sabahı bekleme. Sabahı ettin mi, de akşamı bekleme. Sağlığından hastalığın için birşeyler hazırla, hayatından da ölümün için hazırlık yap.!” (Buhari, Rikak, 3.)

Bediüzzaman hazretleri “Biz dünyayı din için severiz ve dinsiz dünyada hayrı yoktur” demektedir. Din için dünyayı sevmek ahiret hesabına çalışmak demektir. Yine “Ahirette seni kurtaracak bir eserin yoksa fani dünyada bıraktığın eserlere kıymet verme!” buyurarak her amelin ahiret hesabına yapılması gerektiğini ifade etmiştir.

Mevlana’ya göre “Dünya malı helal olmak şartı ile deniz suyuna, insan da orada yüzen gemiye benzer. Denizin suyu ne kadar çok olsa gemi o derece rahat yüzer; ama geminin içine su almaması gerekir. Su alırsa batar. İnsan da kalbine dünya sevgisini ve malını sokmamalıdır. Aksi taktirde batar ve içinde boğulur.” demiştir.

İnsanın dünya malından mezara götüreceği ancak bir top kefendir. Nitekim şair “Ana rahminden geldik pazara / Bir top kefen aldık döndük mezara!” demiştir. Dünyanın mahiyetini böyle bilen birisi ancak dünyada rahat edebilir. Bu nedenle hayatı ve dünyayı doğru okumak ve anlamak gerekir ki bu da bu zamanda ancak “Risale-i Nur Külliyatını” okumaya bağlıdır. Zira bu zamanda Kur’an hakikatlerini anlamak için günümüz insanının anlayışına ve asrın idraki denen aklına hitap etmekle mümkündür. Bunu da Risale-i Nur ders vermektedir.

 

Neye Layıksak Öyle Muamele Görürüz

Hayatta insan neye layıksa öyle muamele görür ve nasılsa öyle idare edilir. Bu nedenle insan her şeyden önce kendisine bakmalı ve kendisini kınamalı ve kendisini ıslah etmelidir. İnsan her şeyden önce suçu kendisinde aramalıdır. Önce nefsine vaaz etmeli sonra başkalarına nasihat etmelidir. Önce nefsini ıslah etmeli sonra başkalarına bakmalıdır.

Atalarımız “Kaza gelmez Hak yazmayınca / Belâ gelmez kul azmayınca..” demişlerdir.

Irak halkı bela ve musibetlerden kurtulamadıklarını ve dualarının kabul edilmediğini şikayetle İbrahim Edhem’den (ks) yardım ve dua isterler. O da onlara şöyle der:

Sizler;

Allah’a inanıyor ama emirlerini uymuyorsunuz…

Kur’anı okuyor ahkamı ile amel etmiyorsunuz…

Peygamberi seviyor sünnetine ittiba etmiyorsunuz…

Şeytanı düşman biliyor ama onun arkasından gidiyorsunuz…

Cenneti seviyor, istiyor ama onun için çalışmıyorsunuz…

Cehenemi biliyor ama ondan Allah’a sığınmıyorsunuz…

“Ölüm haktır!” diyorsunuz ama ona hazırlanmıyorsunuz…

Başkalarının ayıplarını ortaya çıkarıyor kendinizi görmüyorsunuz…

Allah’ın nimetlerinden isitifade ediyor ama Ona şükretmiyorsunuz…

Ölülerinizi ellerinizle gömüyorsunuz ama ibret almıyorsunuz…

İşte bu nedenle belalardan kurtulamıyorsunuz…” der.

 

Peygamberimiz (asm) da “Beş şey beş şeyin karşılığıdır…” buyurdular.

  1. Allah’a olan ahdini bozana düşmanlar musallat olur.
  2. Allah’ın emirlerine uymayana fakirlik isabet eder.
  3. Fuhuşun yaygın olduğu toplumda öldürmeler çoğalır
  4. Ölçü ve tartıda hile yapılırsa kıtlık olur.
  5. Zekat terk edilirse o topluma kıtlık isabet eder.” (Muhtaru’l-Ehadis’n Nebeviyye. sh, 72, H. No: 565.)

Buhran ve bunalımlarımızın sebebi maddi olmaktan ziyade mânevidir. Ekonomik olmaktan ziyade ahlâkidir. En güzel örnek ilk müslümanların hâlidir. Peygamberimiz (asm) zamanında açlık, sıkıntı ve müşriklerin savaş zulmü vardı ama o asır “Asr-ı Saadet”ti.

 

Stresin Çareleri:

  1. Allah’a iman ve tam bir teslimiyet,
  2. Dua ve ibadeti artırmak
  3. Dünyevi işlerde kendinden aşağı olana bakmak
  4. Sabır ve kadere rıza göstermek
  5. Ölümün mahiyetini bilerek ona hazırlanmak
  6. Dünyanın fani ve sıkıntılarının ahiret sevabına sebep olduğunu bilmek ve bundan yararlanmak,
  7. Hiçbir şekilde Allah’tan ümit kesmemek.

Sabık Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanı Dr. Yıldırım Aktuna şöyle der: “Dini inanca sahip olmak, aile içi bağlarının kuvvetli olması, sevgi, saygı gibi insani ilişkilerin kuvvetli olması, insanın mesleğini sevmesi, iş arkadaşları edinmesi, kendi seviyesini ve haddini bilmesi, en müemmelin peşinden koşmaması, basit olaylardan mutluluk duyması, insanın bir ideal sahibi olması ve onu gerçekleştirmek için çalışması önemlidir.

 

Çare İslamın Emirlerini Uymaktır…

İslam “İnsanın dünya ve ahiret saadetini temin eden ilahi kanun ve kurallardır. “Barış, güven, huzur, mutluluk ve esenlik…” diye tarif edilir.

İslam Hukuk şu beş amacı gerçekleştirir. Tüm emir ve yasaklar ve hukuki kurallar bunları sağlamaya yönliktir.

 

  1. Dini hurafat ve tahrifattan korumak. Bu ilim ve amel ile olur.
  2. Aklı korumak. Bu da yine doğru bilgilerle, delil ve ispatla mümkün olur.
  3. Nefsi ve hayatı korumak
  4. Nesli ve namusu korumak
  5. Malı korumak…

 

İnsanın yüzünü kızartacak, şerefine ve namusuna leke sürecek davranışlar ve insanı sıkıntıya sokacak hususlar islamda yasaktır. Peygamberimiz (asm) “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır.” (Buhari, Megazi, 35.) “Sizden biri kendi nefsi için sevip istediğini mü’min kardeşi için de sevip istemedikçe geröekten inanmış olmaz!” (Buhari, İman, 7.) buyurmuştur.

 

Yararlı İş ve Hayırlı İşler Yapmak…

İslamda imandan sonra en hayırlı şey “Amel-i Salih”tir. Asr Suresinde yüce Allah “İnsanlar hüsrandadır; ancak iman eden, salih amel işleyen, insanlara hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnâ!” (Asr Suresi, 103: 1-3.) buyurarak salih ameli, sabrı ve hakkı tavsiye etmeyi tavsiye etmektedir.

 

İyi Niyet Sahibi Olmak..

İyi niyetli insan her şeyi iyi görendir. Herkes için iyi düşünen ve iyi niyet taşıyan, her davranışı iyiye yoran ve zandan kaçınandır. Yüce Allah “Ey iman edenler! Zandan sakının. Zannın bir kısmı günahtır.” (Hucurat, 49: 12.) buyurur. İyi niyetli insan insanlara karşı mahçup olmaz. İyilikten ve doğruluktan ayrılmayacağı için sıkıntıya düşmez. Vicdan azabı çekmez.

İnsan iyi şeyler düşünmeden iyi olamaz ve iyi şeylerle karşılaşmaz. Her nevi huzur ve mutluluğun temelinde iyi niyet ve iyilik vardır. Peygamberimiz (asm) “Allah sizlerin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz ancak sizlerin kalplerinizdeki niyetlerine ve amellerinize bakar” (Müslim, Birr, 2564.) buyurmuştur.

Adamın birisi peygamberimize (asm) gelerek ruhunun sıkıntısından bahsetti. Peygamberimiz (asm) “Kalbinin ferahlamasını ve ihtiyacının temin edilmesini istiyorsan yetimin başını okşa ve karnını doyur!” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2: 263.) buyurdular.

 

Hoşgörü Sahibi Olmak

Öfkeli davranmak herkesin kusurunu görüp kızmak, bağırıp çağırmak gerginliği artırır, insanı daha da sıkıntıya sokar. Bağışlamak ve hoşgörülü olmak ise insanı rahatlatır, kırgınlığı ve gerginliği ortadan kaldırır. Düşmanlığı önler.

Dinimizde intikam almak, dargınlık, sövmek yasaklanmıştır. Öfkeyi yenmek, kusurları bağışlamak, Allah’ın kullarına hoşgörülü davranmak emredilmiştir. Yunus Emre “Nazar eyle ileri, pazar eyle götürü / Yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü.” demiştir.

Bir gün Hz. İsa (as) havarileri ile yolda giderken bir köpek leşinin yanında geçerler. Leşin kokusundan havariler burunlarını tıkarlar ve “ne kötü kokuyor!” derler. Hz. İsa (as) beyaz güzel dişlerini gödtererek “Ne güzel dişleri var!” demiştir. Burada Hz. İsa (as) “Her şeyin iyi tarafına bakma dersi vermiştir. Bediüzzaman bu bakımdan “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.” demiştir.

 

İnancın Önemi:

İnanç insanın kendisini bulmasına, şahşietini korumasına yardımcı olur. İnsanı karamsar olmaktan ve ümitsizliğe düşmekten korur. İnsanın düzenli ve ölçül yaşamasını sağlar.

İnançlı insan;

  • Allah’a inanır,
  • Allah’a tavekkül eder.
  • Allah’ın emir ve yasaklarına uyar,
  • Peygamberi örnek alır ve sünnetine uyar.
  • Kur’ân-ı Kerimi kendisine rehber edinir.
  • Kaderin her şeyinin güzel olduğuna inanır. İradesini iyiye yönlendirmesinin elinde olduğunu bilir, sorumluluğunu hisseder, iyiliklerin Allah’tan olduğunu bilir gurura kapılmaz, Allah’a şükreder.

İnançsızın ve inkarcının kalbi karardığı ve iç dünyası harab olduğu için dünyada huzur ve güven içinde değildir. Hiçbir şeyden huzur bulamaz. Suyunu almayan çiçek gibi kurur. Böyle biri psikolojik ve ruhi rahatsızlıklar duyar, kendi kendine problem üretir. Yaşadığı hayattan zevk alamaz.

İnançsız insan ruhen hastadır. Aklını tam olarak çalıştıramaz, zira aklı nefsin ve hissiyatın tesirindedir, bağımsız düşünemez, hür değildir. Bu nedenle insan inancının sağlıklı olması, fikirlerinin doğru ve isabetli olması oranında yücelir ve huzurlu olur.

 

İbadetin Hayata Etkisi

İbadet insan ruhunun ve kalbinin gıdasıdır. Her nevi sıkıntıyı izale eden bir ilaçtır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ey iman edenler! Namaz ve sabırla Allah’tan yardım isteyiniz!” (Bakara Suresi, 2: 45.) ferman eder. Evet ibadet insanı kötülüklerden alıkor, dinçlik ve sağlamlık verir. Bu nedenle sıhhatli yaşlılara “İbadet dirisi” denir.

Tüm dinlerde ibadet vardır. Ünlü psikolog Dr. Alexis Carel’in “Dua” isimli duanın öenmini anlatan bir kitabı vardır. Gandhi: “Dua ve ibadet olmasaydı çıldırırdım.” demiştir.

Peygamberimiz (asm) “Kul amelinde gevşeklik gösterdiği zaman Allah onu gam kedere müptela eder.” buyurarak kulun ibadetinde gösterdiği gevşeklikle kayabettiği sevabını ve faziletini başına gelen üzüntü ve sıkıntılara sabır ve tevekkülden gelen sevaplarla telafi ettiğini veciz bir şekilde ifade eder.

İslam bilginleri kişinin başına gelen sıkıntı ve eziyetler ise çoluk çocuğunun ona eziyet etmesi, kazancının sıkıntıya girmesi ve bereketinin kaçması gibi hususlar Rabbine olan ibadetindeki gevşeklikten kaynaklandığını ifade etmişlerdir.

 

Yüce Allah’ın Bizden İstdiği İbadetler

İbadet sadece emredilen hususlarla sınırlı değildir. Kulun Allah’ın rızasını amaç edinerek yaptığı bütün amelleri ibadet olarak nitelemek mümkündür. Bu nedenle belli başlı ibadetleri şöyle sıralayabiliriz:

  1. Temizlik: Temizlik sağlığın, huzur ve güvenin kaynağıdır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Allah tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.” (Bakara Suresi, 2: 222.) buyurur. Peygamberimize Allah tarafından verilen ilk emir “Oku!” ikinci emir ise “Elbiseni temizle!” (Müddessir Suresi, 74: 4.) fermanıdır. Bu nedenle peygamberimiz (asm) “Nezafet ve temizlik imandandır.” (Müslim, Taharet, 1.) buyurur. Peygamberimiz (asm) fakirlikten şikayet eden birisine “Temizliğe dikkat et ki Allah rızkını artırsın. Temizliğe dikkat ediniz ki Allah ömrünüzü uzatsın!” buyurmuşlardır.

Yüce Allah temizliği sağlamak için “Güsl ve Abdest” almayı emretmiştir. Daha önceki ümmetlere de abdesti emreden yüce Allah Hz. Musa’ya (as) “Ya Musa! Abdestsiz olduğun halde başına bir bela ve musibet gelirse kendinden bil!” buyurmuştur.

  1. Namaz Kılmak: Atalarımız “Beş vakti olanın boş vakti olmaz!” demişlerdir. Namaz hayata disiplin ve düzen getirir. Zaman yönetimini en güzel şekilde öğretir. İnsanı her nevi kötülüklerden alıkor. Nitekim yüce Allah “Namaz en büyük zikirdir ve insanı her türlü kötülükten korur!” (Ankebut, 29: 45.) buyurmaktadır.
  2. Oruç Tutmak: Oruç nefsi serkeşlikten kurtarır, kul olduğunu hatırlatır, sabra alıştırır, nefsi terbiye eder, vücuda sıhhat veren en güzel perhizdir. Şükrün anahtarıdır, sabrın ilacıdır. Peygamberimiz (asm) “Oruç tut sıhhat bul!” (Buhari, Savm, 2, 9.) buyurmuşlardır. Bu sıhhat sadece bedeni sıhhat değil, ruhun ve nefsin manevi hastalıklardan ve günahlardan kurtulup sıhhate kavuşmasını anlatır.

American Holistic Medical Association (AHMA=Amerikan Bütüncül Tıp Birliği)’nin kurucularından Evarts G. Loomis “Şu an elimizde bulunan en iyi tedavi metotlarından biri oruçtur.” demektedir.

  1. Sabır ve Şükür: Sıkıntılara sabır her zaman zafere giden yoldur, her kemalatın kaynağıdır. Atalarımız “Sabır acıdır; ama meyvesi tatlıdır.” demişlerdir. Sabır tevekkül, rıza, kanaat gibi ibadetleri de kapsar. Yavuz Sultan Selim “Sabır insanı zafere, kararsızlık tehlikeye ve korkaklık ölüme götürür” demiştir.

Nimetlere şükür de ibadetin başıdır. Bu nedenle Kur’an Besmeleden sonra “Alemlerin rabbi olan Allah’a hamdolsun!” (Fariha Suresi, 1: 2) ayeti ile başlar. Peygamberimiz (asm) “Mü’minin hali ne güzeldir! O her zaman kardadır. Allah kendisine bir nimet lutfeder şükreder, o onun için hayırlıdır. Allah bir sıkıntıya maruz bırakır o da sabreder, o da onun için hayırlıdır.” (Müslim, Zühd, 64.) buyurmuşlardır.

  1. Zikir: Allah’ı anmak, Ona sığınmak, ondan af dilemek ve Onu yanında hissetmek zikirdir. Peygamberimiz (asm) “Allah’ı zikretmek kalblerin şifasıdır.” (Tenbihu’l-Havatır, 57.) buyurmuşlardır. Yüce Allah “Kalpler Allah’ın zikri ile mutmain olur.” (Taha Suresi, 20: 124.) buyurdular.

İnsan üzüntü ve sıkıntılarda “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyu’l-Azîm. Hasbüna’llahü ve ni’me’l-Vekîl; ni’me’l-Mevlâ ve ni’me’n-Nasîr” demelidir.

  1. Tövbe: Günahtan, Allah’ın öfkesinden ve cehennemden kurtulmanın yolu tövbedir. Peygamberimiz (asm) “Tövbe eden o günaha bir daha girmezse günah işelememiş gibidir.” (İbn-i Mâce, Zühd, 4250.) buyurarak günahı terk edenin günahının affedileceğini ve günah işlememiş gibi olacağını bize müjdelemiştir. Öyle ise günahtan kurtuluğun yolu tövbe etmekten geçmektedir.

Tövbe eden adam günahın yükünden ve manevi sıkıntısından kurtulur, ruhu rahat eder ve psikolojisi düzelir. Bu nedenle manevi ve ruhi sıkıntıların ilacı tövbedir.

  1. Dua: Dua ibadetin özü, kul ile Allah arasında en sağlam bağ, mü’minin silahı ve imanın en açık alametidir. “Dua eden adam anlar ki birisi var, duasını işitir ve ummadığı şekilde ihtiyacına yardım eder.” Bu onun Allah’a olan imanının ve bağlılığının ifadesidir.

Bediüzzaman “İşte ey âciz insan ve ey fakir beşer! Dua gibi hazine-i rahmetin anahtarı ve tükenmez bir kuvvetin medarı olan bir vesileyi elden bırakma. Ona yapış; âlây-ı illiyyin-i insaniyete çık.” (Sözler, 508.) buyurur. Bu nedenle Allah rızasını kazanmanın ve her ihityacını karşılamanın en müessir yolu duadır.

 

Güzel Ahlak Sahibi Olmak

Güzel ahlakın temel felsefesi “Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapmamak, kendin için sevip istediğin bir şeyi başkaları için de istemektir.” Peygamberimiz (asm) “Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkalarına yapılmasını istememek ve kendin için istediğini başkaları için de istemeyi imanın kemali olduğunu ifade eder.” (Müslim, İman, 69, 72.)

Ahlakın kaynağı hayâ, yani utanma duygusudur. Hayâ, bir insanın hatasını görünce veya bir günah ve kusur işlediği zaman yüzünün kızarmasıdır. Bu nedenle peygamberimiz (asm) “Haya imandandır” (Buhari, İman, 16.) ve “Hayanın he çeşidi hayırdır ve sadece hayır getirir.” (Buhari, Edeb, 77.) buyurmuşlardır.

Peygamberimiz (asm) bir başka hadisinde “Haya imandandır, iman ise cennettendir. Hayasızlık doğru yoldan sağmaktır ve dalalettir; dalalet ise cehennemedendir” (Feyzu’l-Kadir, 3: 427.) buyurmuşlardır.

Bütün peygamberler “Utanmazsan dilediğini yap!” (Buhari, Edep, 78.) sözünde ittifak etmişlerdir. Bu nedenle atalarımız “Utan Allah’tan utanmazdan, kork Allah’tan korkmazdan” demişlerdir.

Lokman Hekime sordular: “İnsanların en şerlisi kimdir?” Cevap verdi: “Kötülük yaptığı halde utanıp sıkılmayandır.”

 

Günahın İnsan Üzerindeki Etkileri

Günah insanın kalbini karartır ve katılaştırır, haya duygusunu ortadan kaldırır, merhamet ve şefkat duygularını yok eder. İnsanın insana karşı olan “şefkat-i cinsiyesini” yok eder. Özellikle büyük günahlardan olan “Faiz” “Haram gıdalar” “İçki” “Kumar” ve “Müstencenlik” insandaki ulvi duyguları öldürür.

Evet, tesettürsüzlük insandaki haya duygusunu ortadan kaldırır, günaha karşı hassasiyeti yıkar ve şefkat-i cinsiyeyi, yani hemcinsine karşı şefkat ve merhamet duygularını öldürür ve özellikleri kadını dişi ve cinsel bir obje haline getirerek hürmetlerini kırar.

Peygamberimiz (asm) “Kul günahı sebebiyle maddi ve manevi rızkından mahrum olur.” (İbn-i Mâce, Mukaddime, 10.) buyurmuşlardır. İnsanın midesine giren haram lokma gerek ruhunu bunalıma sokar, kalbini karartır ve aklını bozar. Sağlıklı düşünemez ve doğruyu anlayıp doğru karar veremez hale getirir. İstidat ve kabilietleri dumura uğratır. Günaha karşı alışkanlık yapar ve zamanla tiryaki olur. Artık işlediği günahtan kopamaz ve ayrılamaz hale gelir. Haya duygusunu kaybeder ve günahı açıktan işlediği gibi günahı ile övünmeye ve başkalarını da teşvik etmeye başlar. Bu durumda kişi “fasık-ı mütecahir” yani günahı sıkılmadan işleyen kişi konumundadır ve böylelerinin gıybeti caizdir. Böyle insanlar teşhir edilerek kötülükleri ile anılmalıdır ki başkaları ondan zarar görmesin.

Haram yiyenlerin kötülük damarları kabarır, şehvetleri artar, kalbini kasvet bağlar, imanın tesirini kırar, insanı nefsin emrine bağlar, ibadetten ve ahlaki davranışlardan uzaklaştırır. Atalarımız “Haram yiyenin harami evladı olur.” demişlerdir. Allah haram yiyene evladı ile ailesi ile ceza verir. Haramın binası olmaz. Haram malın bereketi ve kazancı olmaz.

Şurası muhakkaktır ki günahlardan uzaklaşmadan, tövbe etmeden, dürüst ve temiz olmadan insan hiçbir hayırlı arzusuna kavuşamaz, huzur ve saadete eremez.

 

Günahın Birey ve Topluma Zararları

Gizli günah bireyi, açık günah toplumu bozar. Dinimiz günahı yasakladığı gibi günaha götüren yolları da yasaklamıştır. Bu nedenle iyiye vasıta olan şeyler iyi, kötüye vasıta olan şeyler de kötüdür. Peygamberimiz (asm) “Sebep olan işleyen gibidir.” (Feyzü’l- Kadîr, 3: 537; Keşfü’l-Hafâ, 1: 399.) buyurur.

İçki: Zararı çok açıktır. Herkes bireye ve topluma zararını kabul ediyor.

Kumar: Servetleri yok eder, aileyi harab eder, yuvaları yıkar.

Zina: Ferdi, aileyi ve cemiyeti bozar. Hayasızlığı yayar, insanın hürmetini ve şerefini kırar, kadını anne ve eş olmaktan çıkarır ortalık malı yapar, hürmetleri kırar ve cinsel bir obje haline getirir.

Yalan: Her kötülüğün kapısı yalandır ve yalan yalana mukadimedir. Yalan yalanla kapanmaz ancak doğrulukla yalanın önüne geçilebilir.

Şüphecilik: Zan denilen şüphe günahı açık ve kesin olan bir kusurdur. Yüce Allah “Zandan kaçının su-i zan yalandır” (Hucurat Suresi, 49: 12.) buyurur. Hüsn-ü zan, yani iyiye yormak ve iyi bilmek ise hayırdır iyidir. Gıybet, iftira ve dedikodunun kapısı zandır. Bu nedenle zandan kaçınmak gerekir.

Hırs: Dünya sevgisi, tamahkarlık, mal ve makam sevgisi denen hırs insanın helala razı olmayıp harama yönelmeye sevk eder. Hırsın zararı insanı harama düşürür. Bu nedenle peygamberimiz (asm) “Müslüman olup dünyada kifayet miktarınca geçiminin olması kişi için ne büyük mutluluktur.” (Müslim, Züht, 2453.) buyurmuşlardır.

Riya: insanın bütün salih ve güzel amellerini yiyen bitiren, insanı dalkavuk haline getiren büyük bir günahtır. Bireyin şahsiyetini bozduğu gibi dalkavuk haline getirir.

Haset: İnsana kendisini unutturan, başkaları ile meşgul eden, insanın maneviyatını yıkan, şerefini kıran bir hastalık ve günahtır.  Hasetçi Allah’ın rahmetini ittiham eder, başklarına verdiği nimetlerin elinden gitmesini ister ve bunun için çalışır. Bu nedenle Allah’ın rahmetinden ve nimetlerinden mahrum kalır.  Peygamberimiz (asm) “Ateşin odunu yiyip bitirmesi gibi haset de insanın hasenatını ve hayırlı amellerini yer ve bitirir.” (Ebû Dâvud, Edeb, 44; İbn-i Mâce, Zühd, 22.) buyurarak insanın hayırlı kabiliyetlerini ve hayra olan istidadını yııkıp şerre çevirdiğine işaret etmişlerdir.

Aşırılık: Her şeyin aşırısı, yani ifrat ve tefriti insanı istikametten ve doğru yoldan çıkarır. Bu nedenle istikameti ve doğru yolu gösteren İslamda aşırılık yoktur. Peygamberimiz (asm) “Müslüman insanların elinden ve dilinden salim olduğu kimsedir.” (Buhari, İman, 4.) Evet, mü’min daima hayırlı insandır ve herkes mü’minden fayda görür. O mahza faydalı insandır.

 

İntihar

Maddi ve manevi sıkıntıya düşen ve ahiret inancı olmayanlarin sıkıntılardan kurtulmaları için başvurdukları bir yol ve yönetmdir. Sebebi ümitsizlik ve inançsızlıktır. Yüce Allah “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz!” (Zümer Suresi, 39: 53.) ferman eder. Allah’ın rahmetinden ve sıkıntılardan bir çıkış yolu vermeyeceğinden ümidini kesmek ise küfürdür.

Allah’ın bize emanet ettiği vücudu korumak ve geliştirmekle mükellefiz. Bu nedenle intihar en büyük günah ve suçtur. Peygamberimiz (asm) “Sizden biriniz kendisine isabet eden herhangi bir şeyden dolayı sakın ölümü istemesin! Allah’tan esenlik ve selamet isteyiniz!” (Müslim, H. No: 2680.) ferman etmiştir.

Dünyanın sefası da cefası da geçicidir. İnsana gereken sabır ve duâ ile kurtuluşu beklemektir. Bu da büyük bir ibadettir.  İntihar kurtuluş değildir; aksine dünyası gibi ahiretini de yıkmak ve harap etmek demektir. İntihar insanın iman zaafı yanında şahsiyetine ait irade ve ahlak zaafiyetini de gösterir. İntihardan bahsetmek ve intiharı düşünmek dahi zayıflık alametidir. İnsanlar zayıf karakterli, korkak ve cimri insanları asla sevmedikleri gibi Allah da böylelerini sevmez ve rahmetinden mahrum bırakmakla cezalandırır.

İntiharın en büyük sebebi ahlaksızlık, haramlara dalmak, haysiyet ve şerefini yitirmek ve benzeri sebeplerle insan arasına çıkmaktan utanıp sıkılmasıdır. İntiharı önleyecek olan İslam inancı “Allah’ın rahmetinden ümit kesmemektir.” Bu nedenle İslam dünyasında intihar olaylarına sık raslanmaz.

 

SONUÇ

Allah iman edenlerin dostudur. (Bakara Suresi, 2: 257.) Allah sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 8: 46.) Allah tövbe edenleri ve temizlenenleri sever. (Bakara Suresi, 2: 222.) Bu nedenle insanları günahlardan koruyan, bireyi ve toplumu iyiye ve hayra yönlendiren islamdır, dindir ve imandır.

Günümüzün en büyük hastalığı, ruhi ve bedeni hastalıkların, trafik kazalarının, eylemelerin, bunalımların, terör ve anarşinin ilacı imandır ve Kur’ândır. İmanlı insan dünyayı geçici, ahirete hazırlayan bir yer bilir, fenasını anlar, ahiretine ciddi çalışır ve dünyanın sıkıntılarının ahiretteki büyük mükafatını düşünerek sabır ve duaya sarılır. Allah’ın rahmetini bekler bir vaziyet alır ve bütün ağır sıkıntılardan rahatça kurtulur.

Günümüzde insanlık İslam’ı doğru olarak anlayıp yaşamamanın sıkıntısını çekmektedir. Yüce Allah Kurân-ı Kerimde bizleri uyarmaktadır. “İnsanlar Allah’ın vahy ile gönderdiği Kur’anı ve peygamberlerin uyarılarını unutup dinlemedikleri zaman Allah onları tutup musibet altına alırız.” (En’am Suresi, 6: 44.) Dolayısıyla başa gelen felaket ve musibetlerin sebebi budur.

Ne mutlu Allah’a kul, Resulüne ümmet olup huzura kavuşan ve ölüme hazırlanıp öldükten sonra ebedi saadeti elde edenlere…

 

(37247)

etiketler:

YORUM YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir